nedir?
resimdeki salih (abi, bize bir yolluk!), ismail’in dayısı olur. sevdiğimiz bir şahsiyet (yani sadece benim tarafımdan değil). kendisi ile yaklaşık 2 gündür kadıköy’deki “anakin kimdir?” bürosunda kampa girdik. üstündeki formaya bakıp aldanmayın, sportif bir kamp değil; 5 ekim’de ankara’da gümrük müşavirliği ön eleme sınavına gireceğiz, ona hazırlanıyoruz. ben bu satırları yazarken kendisi horul …
Ne mi yapıyorum?
resimde görülebileceği üzere, ders çalışıyorum. aslında çalışmam gerektiğinin yarısı kadar bile çalışmıyorum, ama çalışıyorum neticede. gerçi antik maya kültüründeki tuvalet alışkanlıklarını çalışmak çok daha zevkli olurdu. mesela, 5607 sayılı kaçakçılıkla mücadele kanununa göre etkin pişmanlık gösteren kişi, olay resmî makamlar tarafından haber alınmadan önce, fiili, diğer failleri ve kaçak eşyanın saklandığı yerleri merciine haber …
kısa bir ara
5 ekim’de ankara’da sınavım var.
kısacası; camiye gittim, dönücem…
Solaris
İsmael’in okyanusu keşfi sırasında kendini uzay kapsülünden kurtarıp gezegenin kavurucu atmosferinde sırra kadem basması üzerine Deniz’i Solaris’e gönderişimizin altıncı ayında anakinkimdir beni de Solaris’e gönderdi. Rize’den kalkıp İstanbul’a geldim. Büroda bana üç gün üç gece esrar içirip porno izlettikten sonra gezegende olan biteni anlatır bir kitapçığı koltuğumun altına sıkıştırıp uzay kapsülünün içinde beni Solarıs’e paketlediler. Kapsüle binerken esrar ve kadın memesinden yorgun zihnimin son hatırladıkları fizikçimiz Mr. Bars’ın bana kitapçıkta yazanlara çok güvenmemem gerektiğini söylemesiydi. “O seni kandırmaya çalışacaktır, dikkatli …
2008 4üncü çeyrek blog yazıları hakkında
eylül ayıyla birlikte, ekim-kasım-aralığıda kapsayan 2008 yılı dördüncü çeyreğine girmemizle birlikte, artık daha depresif, daha içine kapanık ama daha kendini bilen, daha ayakları yere basan, daha ciddi yazılar yazmaya karar verdim. velhasılı bu kararımın sebeplerini kendimde henüz keşfetmiş değilim ama içimden ışınlanma mekanizmasının detayları, karanlıkta parlayan uzaylıların kafasına sapanla taş atmak yada uçan çinlileri ıslık çalarak düşürmek gibi konularda yazı yazmak gelmiyor şu aralar.
hatta her nedense bir cümle içinde kullandığım kelime sayısında bile ciddi düşüş gözlemliyorum. sanki, yine kelimeler havada …
Küçük Mutluluklar
yukarıdaki resmin ne zaman çekildiğini hatırlamıyorum, sadece orhan pamuk’un kar romanının o tarihlerde yayımlandığını biliyorum (demek ki sene 2002, ocak ayı civarı), çünkü kitap piyasaya sürülür sürülmez istanbul’un yoğun bir kar yağışının altında kalması epey konuşulmuştu. sol taraftaki ben, sağımda da ahmet duruyor. yer, salacak’ta ahmet’in amcasının o zamanlarda oturduğu apartmanın önü. ben o …
Solaris İlk Rüya
İstasyona varınca doğruca Deniz’in yanına gittim. Kapsülün istasyona kenetlendiği yerden Deniz’in kaldığı yere gidene kadar tüm koridor bok kokuyordu. Adımımı attıkça yanan tavan lambaları duvarları aydınlatıyor, insan dışkısıyla her yere 77032 sayısının yazılmış olduğunu görüyordum. Tüm koridora biri dışkısıyla 77032 yazmıştı.
Deniz’in odasına vardığımda kapı kapalıydı. Kapının cam bölümünden içeriye baktım. Odanın tamamı görünmüyordu. Deniz odanın camdan göremediğim kısmına dönük ayakta durmuş kendi kendine konuşuyordu. Geldiğimi anlasın diye kapıyı tekmeledim. Beni farkedince telaşlandı. Odanın göremediğim kısmına giidip gözden kayboldu. İçeriden …
flaş flaş flaş : belgeleriyle açıklıyoruz malum kitapçıkta ne yazıyordu !
ne? haber merkezi iftiharla takdim eder, bir önceki yazıda ahmetg nin - ki kendisinin bu operasyondaki kod ismi “uzun yeleli atları seyrek ovalarda avlarlar loy loy loy” olarak belirlenmişti, ama çok uzun geldiğinden dolayı ahmetg diyeceğiz - bahsini ettiği solaris, deniz ve paket meselesinde, - ki kendisi gezegende olan biteni anlattığı kitap olarak üstünkörü geçiştirmiştir.
yalandır efenim, hatta yalanda değildir bu astronot ahmetg nin savsaklamasıdır, kitapçığın kapağına bakıp, içini açmamıştır bile. tabii kapakçıkta - kitapçık olunca kapakta ufak …
geri döndük
evet malesef bu böyle, site bir süreliğine nakavt durumdaydı, - malesef benim dangalaklığımdan dolayı - neyse iyi oldu dinlenmiştir. yayın akışındaki kesintiden dolayı özür mözür dilemiyoruz - öküzüm ben biraz ne özür diliycem -, ayrıca siteye ulaşamadık diyip alıcınızın ayarı ile oynadıysanız, yuh diyoruz, geri alın alıcınızın ayarını…
yardımcı kaptan : transmisyon emicileri hazır
kaptan : ver ayarı, gidiyoruz
köprü personeli (topluca şen şakrak): oleyy oleyy
kaptan: yeter laubalilik istemez !
son zamanlarda
blogu çok boşladık… ben “mutlu olmamız mümkün değilken, yaşamak için hâlâ mantıklı bir neden bulabilir miyiz?” den “bulamasak da bizi yaşamaya iten bir dürtümüz var, yaşayalım o zaman anasını satayım!”a geçiş yapmaktayım. bu etrafımdakilerce de gözlendiği üzere normalleştiğim anlamına geliyor, ki ben normal halimi hiç sevmem, inanılmaz yapmacık ve acınası bulurum. komik bile olsa sahilden esen rüzgar (rüzgar şapkalı olmalı) pardesüsünü ve saçlarını püfür püfür estirirken güneş gözlüğüyle ufka bakan yanlız ve gizemli adam olmak bile daha iyi görünüyor. hayır, …