<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>

<channel>
	<title>ne.yapiyorum.com</title>
	<atom:link href="http://ne.yapiyorum.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://ne.yapiyorum.com</link>
	<description>Ahanda sana blog...</description>
	<pubDate>Mon, 17 Nov 2008 06:31:09 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.5.1</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>Bozulmayan ne var ki?</title>
		<link>http://ne.yapiyorum.com/2008/11/17/bozulmayan-ne-var-ki/</link>
		<comments>http://ne.yapiyorum.com/2008/11/17/bozulmayan-ne-var-ki/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 17 Nov 2008 06:31:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>denizakhan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Öyle işte...]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ne.yapiyorum.com/2008/11/17/bozulmayan-ne-var-ki/</guid>
		<description><![CDATA[sanırsın ki dışarıda savaş var; her yerde beni arıyorlar, ben izmir yahudisi ailenin eski bir evinin tavan arasında saklanıyorum. artık i.p. numarasından yerimi bulurlar falan diye çekinmiyorum; son patatesimi haşlamışım, internette dolanıyorum. ahmet’in e-mailinin konusu ilginç: gmail bozulmuş. koskoca gmail bozulmuş, ama bozulmayan ne var ki?
Bu gmail bozuldu. Üç gündür mail almıyorum. Kesin bozuldu. İnsan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>sanırsın ki dışarıda savaş var; her yerde beni arıyorlar, ben izmir yahudisi ailenin eski bir evinin tavan arasında saklanıyorum. artık i.p. numarasından yerimi bulurlar falan diye çekinmiyorum; son patatesimi haşlamışım, internette dolanıyorum. ahmet’in e-mailinin konusu ilginç: gmail bozulmuş. koskoca gmail bozulmuş, ama bozulmayan ne var ki?</p>
<blockquote><p>Bu gmail bozuldu. Üç gündür mail almıyorum. Kesin bozuldu. İnsan bir spam de almaz mı canım?</p>
</blockquote>
<p>bozulan gmail’in kendisi değilmiş, ama ha ahmet’in maili ha bütün gmail bozulmuş, ne önemi var…</p>
<blockquote><p>Neyse&#8230; Eğer bozulmadıysa mailimi okuyorsunuz demektir. Leventin soğuk plazalarından birinde paravanla birbirinden ayrılmış bölmelerden birinde kafamı eğmiş bilgisayara yumulu şekilde vaktin geçmesini bekliyorum. </p>
</blockquote>
<p>ben o plazalara hayatımda 1 kere gittim, yavru plazalaraysa bir-iki kez. ilki üniversite son sınıfta bir iş görüşmesi içindi. benim açımdan ciddi bir görüşme değildi. (şimdiye kadarki bütün iş görüşmelerimde işe girip girmeyeceğim görüşmeden önce bellidir; bir şekilde çağırmışlardır çalıştırmak için, görüşme de usülden. diğer görüşmelerin hepsi formalite olmuştur. maksat çağırmışlar ayıp olmasın.) aa, unuttum: hürriyet plazada çalıştım yaklaşık 3-4 ay. sevmiyorum ben plazaları. bütün bu paragraf bunu söylemek için.</p>
<blockquote><p>Vapura koşmadım bu sabah. Erken kalktım. Ama metro arıza yapmış. Rötarlı geldik. Erken gelsem ne olacak ki? Saat 10:07 masada yarrak gibi oturuyorum. Güya toplantı varmış fakat gelen giden yok. </p>
</blockquote>
<p>ee, ahmet’te ömer’in rahatlığı, benim miskinliğim yok. ömer, biraz da işyerlerinin rahatlığı sayesinde, uyanmak için hiç telaş etmez, mesai başlangıcını bir-iki saat erteler. ben kalkmam gereken saatte kalkar, ama evden çıkmam gereken saati öteler durur, aradaki açığı taksiyle giderek kapamaya çalışırım. ama oldu da telaşla koşturdum bir işe, aynı ahmet gibi kalakalırım sabahın köründe, bütün o telaşın boşuna olduğu ortaya çıkar.</p>
<blockquote><p>Metro kalabalıktı sabah. Omuz omuza itiş kakış geldik. Kitap okudum paso. Kalabalıkta metroya binmeye çalışan am dudaklı şişman kısa boylu salak alışveriş maymunu ataya saygı rozetli sikko kızlar inenlerin rahatlığına ve yavaşlığına sinirlenip &quot;ayyyy bi inmeyi beceremiyor gerizekaaalılar&quot; merkezli son derece sinir bozucu bir ses tonu ve ağız hareketiyle homurdandılar. Yanımdan geçerlerken çelme takıp yere kapaklanmalarına gülmek istedim. Sonra avazım çıktığı kadar &quot;ammına koduğuuumm nereye yetişiyorsun lan&quot; diye bağırmak istedim. </p>
</blockquote>
<p>“am dudaklı şişman kısa boylu salak alışveriş maymunu ataya saygı rozetli sikko kızlar” bu tür kızlar için çok tanımlama duydum, en güzellerinden biri buydu.</p>
<p>yukarıdaki satırlara bakıp bir gün ahmet’in en güzel takım elbisesini giyip o plazaların birine son derece sakin bir şekilde gideceğini, birbirinden paravanlarla ayrılmış domuz ağıllarına (yanılmıyorsam generation x kitabında bu tabir kullanılıyordu) bakıp laptop çantasından pompalısını çıkaracağını ve sağa sola rastgele ateş edeceğini düşünmeyin. bizden öyle adam çıkmaz. bir şekilde sakinleşiriz her zaman, hem de maçlarda olay falan çıkarmadan. delirmek için profesyonel yardıma ihtiyacımız vardır bizim.</p>
<blockquote><p>Önümde oturan kız rahatsızlanmış. Haftasonu ne bulduysa yemiş. Çikolata ve balık yemiş sik kafalı. Daha bir sürü şey de yemiş tabi. E sen bir Mustafa Yıldıran değilsen bir İsmail Yalçınkaya değilsen o kadar şeyi peşi sıra yiyemezsin.</p>
</blockquote>
<p>mustafa yıldıran’ı anlarım da, ismail buna pek iyi örnek değil. bir gece canım çekti, ismail’in de aklını çelip saray’a gittik. önce birer tane sütlü tatlı söyledik, ama beni kesmedi, birer tane de baklava yedik. pastane’den çıktık, kokoreççiyi gördük. yer miyiz birer çeyrek? yedik. yeldeğirmeni’ne gidiyoruz, pilavcı mıstık’ı gördüm. yiyelim mi birer tane tavuklu + nohutlu + salatalı pilav? yedik. ben ömerlerde mışıl mışıl uyudum, ismail sabaha kadar tuvaletten çıkamamış. ismail’in bünyesi uygun değil yani, benim gibi gözü de dönmez yemek mevzusunda.</p>
<blockquote><p>Telefonda annesiyle konuşuyor şimdi. İdrarımda kan var mıydı anne diyor. Ulan nasıl iş anlamadım. Sabah çişe annenle mi gidiyorsun? Kaç yaşındasın sen? Şimdi de anneyi fırçaladı. &quot;Tammam anne haddi kapıyorum. Bay baaay.&quot; Yarak kafalı sen arayıp yıkıldın kadına sonra da kış kışlıyorsun kadını. İşin aslı şu esasında; anne sana söylüyorum iş arkadaşım sen işit. &quot;Ben hastayım amına koyiiiim&quot;, &quot;hastayım ilgilenin benimle&quot;, &quot;aloo kime diyorum kan işedim sabah&quot;. Ulan diyorum kendi kendime burdaki adam seninle ilgilense ne olur? Sikinde misindir acaba? Dostluğun kırıntısı var mıdır acaba burada? Güzide okullarımızdan mezun ultra zeki mühendisler terfi merdivenlerinde koşarak yerinde sayarken senin idrarlı kanına ne kadar samimi ilgi göster ki. Neyse kadın sustu ben de susayım bari. </p>
</blockquote>
<p>dedim ya, pompalı tüfek ve ahmet olmaz diye. benden de olmaz tabii. bizde çıldırmanın eşiği değil, duvarı var.</p>
<blockquote><p>Bir yudum çay içtim öfkem dindi sanki. Dinmesin amına koyim. Daha çok yazmak istiyorum. Ne oldu lan bu kadar okuyunca. Ne kazandık diye sormak istiyorum kendime. Akıllı ama tahsili olmayan adamlar olsaydık mesela ne olurdu? Okuma yazma bildikten sonra tahsil çok mu önemli. Fezaya çıkınca ne oldu. Araplar porno izlesin diye feza uydu doldu. Ben de izliyorum porno. Ama keşke izlemesem tabi. O ayrı. Ha ne diyordum. Teknolojik harikalar yaratıp nereye gidiyoruz? Ne oluyor yani? Teknolojik ilerlemeler bir tek sağlıkta olsun abi. Gerisini yasaklasınlar. Daha hızlı tren, daha iyi ütü, daha güzel kravat, daha zeki bilgisayar. Olmasın bunlar. İnsanın hep daha iyi için mucadele etmesi kadar salakça bir şey var mı? Obama çıksın desin ki biz dünya lideri ülke olarak teknolojinin buradan öteye gitmemesine karar verdik. Burada duracak artık. Yani o demese de olur tabi. Sözün gelişi bu. ama bu mesele sinirlerimi bozdu sabah sabah. Onca yıl okulda dirsek çürüt sonra işe gir sonra mail yaz, mail cevapla, telefona bak, fal aç, gazete oku, irsaliye kes bok püsür. Tamam çalışıyoruz eyvallah ama iş çığrından çıktıkça büyük resmi kaçırıyoruz sanırım. <strong>Etrafımda henüz rahmine düşmemiş çocuğunu gönderemeyeceği ultra paralı okulların sıkıntısıyla üzülen ve kaygılanan anne adayları ve bu anne adaylarıyla hayatlarını birleştirme gayretinde olan adamlar var</strong> ( vurguyu ben yaptım –d.a.). Ben de sanırım bunlardan biriyim. Kahretsin. Sinir oluyorum tabi. Köye yerleşmek istiyorum eni konu. Doğru mu yazdım acaba eni konu kısmını. Doğru yazdıysam da doğru kullandım mı acaba. Kurban bayramında adadan ev mi kiralasak acaba. Tüm <strong>anakinkimdir</strong> tayfası toplansak. Olabilirdi belki ama ben çoktan vazgeçtim ilk cümleden üçüncüye varasıya. Varasıya; varana dek. </p>
</blockquote>
<p>bir an “aha, şimdi deliriyor, kesin bir amok koşusu gelecek ardından” diye düşünen oldu mu? bu beklenti karşılanmamış da olsa soluksuz ve güzel bir psikolojik bsiklet parkuru oldu. baldırlardaki kan basıncı damarları patlatacakmış gibi çıktı yokuşu, tepede vitesi yükseltti, sonrası süratli ve sakin bir iniş. ben seyretmekten keyif aldım, oturduğum yerden kaslarıma laktik asit boşaldı.</p>
<blockquote><p>İyi oluyor kendi kendime konuşmam. İşle ilgili mailler de geliyor. Hiçbirini cevaplamıyorum. İşten atılırsam süper bomba olur. Sarsıcı olur belki biraz ama sonra toparlanırım. Köye giderim gerçekten. Babamın köyüne. Vardı aslında başka şeyler de kafamda. Ama sanırım çok konuştum. Yetti bu kadar.</p>
</blockquote>
<p>sadece iyi değil, güzel de oluyor ahmet’in kendi kendine konuşması. diyalog halinde kendini bırakmıyor bu kadar. gerçi sonunu klişe bir “kentten kaçış”a bağlamasaymış diyeceğim, ama yerine ne koyabiliriz ki? fikri olan varsa söylesin.</p>
<p>ahmet’i seviyorum, o da beni seviyor. bir zamanlar nihat’ın kalabalık bir arkadaş ortamında dediği gibi: şimdi hepimiz eşcinsel olsak ne eğlenirdik.</p>
<blockquote><p>Bugün günlerden Salı. Güzel bir gün. Öğle yemeğine birbuçuk saat var. Bari biraz sap çalışayım. Banka kredilerinin takibini kurcalayıp böyük adam olayım. Madalya takacaklar kıçıma. Oysa ben her başarımda kıç deliğimi öpsünler istiyorum.</p>
</blockquote>
<p>bu paragraftaki ince neşter darbeleri yazarın kendisine yönelmiş vaziyette. bu güzel…</p>
<blockquote><p>Sizlere kucak dolusu sevgiler gönderiyorum.</p>
<p>Gününüz aydın olsun.</p>
<p>Ahmet Güler</p>
<p>11 Kasım 2008 10:30</p>
</blockquote>
<p>sevgiler bizden, senin de günün aydın olsun.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ne.yapiyorum.com/2008/11/17/bozulmayan-ne-var-ki/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>bitkisel hayat kılavuzu XIV</title>
		<link>http://ne.yapiyorum.com/2008/10/30/bitkisel-hayat-kilavuzu-xiv/</link>
		<comments>http://ne.yapiyorum.com/2008/10/30/bitkisel-hayat-kilavuzu-xiv/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 30 Oct 2008 05:14:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>denizakhan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[bitkisel hayat kılavuzu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ne.yapiyorum.com/2008/10/30/bitkisel-hayat-kilavuzu-xiv/</guid>
		<description><![CDATA[dün sevdiğim bir şair abimle (gerçi kendisinden bu kelimelerle bahsedilemesinden rahatsız olur o) ve arkadaşlarla sohbet ediyorduk. bir sonraki kitabı için henüz 30 küsür şiir yazdığını, kitap haline getirmek için kendisine 50 sayısını belirlediğini söyledi. tabii bunun “poetik bir tutum” olduğunu sanmıyorum, bu karara mutlaka uyacak diye bir şey de yok -neyse, lafı dağıtıyorum yine. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>dün sevdiğim bir şair abimle (gerçi kendisinden bu kelimelerle bahsedilemesinden rahatsız olur o) ve arkadaşlarla sohbet ediyorduk. bir sonraki kitabı için henüz 30 küsür şiir yazdığını, kitap haline getirmek için kendisine 50 sayısını belirlediğini söyledi. tabii bunun “poetik bir tutum” olduğunu sanmıyorum, bu karara mutlaka uyacak diye bir şey de yok -neyse, lafı dağıtıyorum yine. ben bunun üzerine aptalca bir espriyle “hadi ya, bir kitap için 50 şiir mi yazmak lazım? hayatta yapamam, sanırım şair olmadığım için boşuna üzülmemeliyim” gibi bir laf ziyanı yaptım. abim buna olumsuz cevap verdi, bazı kitapların 4-5 şiirden ibaret olduğunu söyledi. bunu biliyordum tabii ki, ama işin kötüsü örnek olarak kendi kitabını gösterdi. ben durakladım; bütün şiir kitaplarını en az bir kez baştan sona okumuştum ve ara ara bakarım nadiren de olsa, ama bunu o söyleyinceye kadar hafızamda kesinlikle yeri yoktu. o duraklama sırasında bunu hatırlamaya çalıştım, ama hayır, o şiirler gözümün önüne dahi gelmedi.</p>
<p>eskiden kısa süreli hafızama güvenirdim. bu konuda eşsiz bir yeteneğim yoktu, ama okul hayatımı çok kolaylaştırdı; anlamam gereken kısımlarda yoğunlaşır, ezberlemem gereken kısımları son ana bırakırdım ve kolaylıkla atlatırdım sınavı.  uzun süreli hafızam daha çok ilgi ve tutku alanlarım ile ilgiliydi. nihat bir iki kez, okuduğum romanlardaki detayları hâlâ hatırlıyor olmama şaşırdığını söylemişti. ama artık ikisini de kaybettim ve bunun sıkıntısını şu anda çalış(ma)tığım sınavda da çekiyorum. bir şeyi hafızama kazımam için gerçekten de keski ve çekice ihtiyacım oluyor. neyse, bu bir bahane değil; keski ve çekiç lazımsa bir şekilde temin etmem gerekir.</p>
<p>asıl sıkıntı şu: madem ki artık uzun süreli hafızam da yok artık ve madem ki uzun süreli hafızam ilgi ve tutkularımla ilgiliydi, demek ki ilgi ve tutkularım da kayboldu.</p>
<p>uzun zamandır ruhumda bir boşluğun büyüdüğünü düşünüyordum. yoğun bir duyguydu bu; serinlikte uyurken bir örtü bulamamışcasına üşüyordum. dikkatim bu duygunun üzerine yoğunlaştığı için o boşlukta kaybolanları fark edememiştim. şimdi bir şeylerin farkına varıyor gibiyim. bu durumlarda ne yapılması gerektiğini de biliyorum, ama kendime hapsolmuşum, kımıldamıyorum. bu hali bilirsiniz: kanser edeceğini bile bile sigara içeriz…</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ne.yapiyorum.com/2008/10/30/bitkisel-hayat-kilavuzu-xiv/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>bitkisel hayat kılavuzu XIII</title>
		<link>http://ne.yapiyorum.com/2008/10/20/bitkisel-hayat-kilavuzu-xiii/</link>
		<comments>http://ne.yapiyorum.com/2008/10/20/bitkisel-hayat-kilavuzu-xiii/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 20 Oct 2008 02:52:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>denizakhan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[bitkisel hayat kılavuzu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ne.yapiyorum.com/2008/10/20/bitkisel-hayat-kilavuzu-xiii/</guid>
		<description><![CDATA[ uyuyamadım. normalde çeşitli hayalimsiler, rüyamsılar ve daha bir sürü –simsiler içinden geçerek uykuya dalmaya alışığım, ama bugün bu –simsiler uykumu kaçırdılar. çok önemli bir şeyi unutmuş, ama ne olduğunu bir türlü hatırlayamıyormuşcasına beynimde bir karıncalanmayla gözlerimi açtım her seferinde. sanırım örümcek adamın örümcek hisleri de böyle bir şey; beyinde patlayan bir karıncalanma. gerçi onunkisi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> uyuyamadım. normalde çeşitli hayalimsiler, rüyamsılar ve daha bir sürü –simsiler içinden geçerek uykuya dalmaya alışığım, ama bugün bu –simsiler uykumu kaçırdılar. çok önemli bir şeyi unutmuş, ama ne olduğunu bir türlü hatırlayamıyormuşcasına beynimde bir karıncalanmayla gözlerimi açtım her seferinde. sanırım örümcek adamın örümcek hisleri de böyle bir şey; beyinde patlayan bir karıncalanma. gerçi onunkisi çok abartı bir durum; tamam, beyninin ve duyu organlarının algı eşiği çok düşük (ki günlük hayatımızda biz de bunun gibi durumlar yaşıyoruz; son anda bir arabanın önünden çekiliyoruz ya da başımız eğik yolda yürürken gözümüze girecek bir ağaç dalından bir hamleyle sıyrılıyoruz falan), ama bazı maceralarında çantasında nükleer bomba taşıyan adamları falan hissediyor. yuh yani, hangi örümcekte böyle bir meziyet vardı da sana geçti? medyumluk lan bu.</p>
<p>süper kahraman mevzusunda adam gibi bir eser çıkmadı bu konuda. nedense işin bokunu çıkaralım diye bir koşullanma içinde adamlar. misal; son zamanlarda takip ettiğim ender dizilerden heroes: benim ilk başlarda hoşuma giden sıradan insanların olağanüstü kabiliyetlere kavuşunca yaşadıklarının aktarılmasıydı. hadi sürükleyici olsun diye abartı bir komplo kurgusu yapıldı, onu geçelim. ama süper güçler konusunda biraz makul olun yahu. bir insanın normalden çok daha hızlı, çok daha güçlü, çok daha çevik, çok daha zeki falan olmasını anlayışla karşılıyorum. o telekinezi, zihin kontrolü ve hatta geleceği grme falan da tamam, ama nükleer patlama yaratabilmek, makinelerle konuşmak, dokunduğu nesneyi dondurabilmek, nesnelerin içinden geçmek, zamanı ve uzayı bükebilmek, vırt, tırt ve dahi zırt işin bokunu çıkarmak oluyor. mesela uyuz bir ponpon kızımız var, neredeyse ölümsüz kendisi. eyvallah, yaralarının son sürat iyileşebiliyor, ama bir dakika içinde kopan kolun yerine yenisi nasıl çıkıyor ya. tamam; dizidir, fantastiktir, hayalgücüdür… ama sırtını biraz gerçekçiliğe dayasa ortaya çok daha derinlikli bir eser ortaya çıkmaz mı? gerçekçilikte süper kahramanın işi olmaz demeyin; bugünkü bilim insan vücudunun %20’sini çözebilmiş değil, keza hep deriz ya beynimizin kapasitesinin ancak %10’unu kullanabiliyoruz diye. işte bu bilinmezlik faktörüne dayanarak fantaziye yer açarken ayaklarımızı bu dünyaya basabiliriz. süper olur –bence…</p>
<p>neyse, diyordum ki uyuyamıyorum. beni tatlı bir uykuya yatıracak her hayalimsi, rayamsı ve diğer –simsiler tam aksine uykumu kaçırdı, ama bunlardan bir tanesi var ki, uyandırmasına rağmen hoşuma gitti: güneş.</p>
<p><a href="http://ne.yapiyorum.com/wp-content/uploads/2008/10/gne1.jpg"><img title="Güneş" style="border-right: 0px; border-top: 0px; display: block; float: none; margin-left: auto; border-left: 0px; margin-right: auto; border-bottom: 0px" height="260" alt="Güneş" src="http://ne.yapiyorum.com/wp-content/uploads/2008/10/gne-thumb1.jpg" width="260" border="0" /></a></p>
<p>uzayın ortasında (madem ki sonsuz, her noktası ortası oluyor o zaman) yanıp duran bir alev topu. böyle bir nesnenin varolduğunu düşünmek, bir nevi fark etmek derin bir hayret uyandırdı bende, ardından uzayın o simsiyah boşluğunda alev alev yanmasının ne kadar güzel olduğunu düşündüm. ama düşünmek sıkıcı olduğu için kendimi hemen –simsilere teslim ettim: önce yanı başına gidip sıcaklığını yüzümde hissettiğimi hayal ettim. öyle soğuk havalarda sobanın yanına oturur gibi değil, bütün o cehennemi sıcaklığını hissetmek kastettiğim. tabii anında buharlaşma, korkunç acılar çekme kısımları olmadan. sonra güneşi avucuma almayı, sıkıca kavramayı ve ağzıma götürüp ondan kocaman bir parçayı ısırmayı hayal ettim. artık iyice uyanmıştım ve bu can sıkıcı bir durumdu, ama olsun, yine de güzeldi.</p>
<p>keşke tanrı olsaydım lan ben, çok eğlenirdim. hem seks gibi dertler de olmazdı kimsenin başında. tanrı olunca seksin belasını vereyim.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ne.yapiyorum.com/2008/10/20/bitkisel-hayat-kilavuzu-xiii/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>vakıfla tanışmaya doğru</title>
		<link>http://ne.yapiyorum.com/2008/10/14/vakifla-tanismaya-dogru/</link>
		<comments>http://ne.yapiyorum.com/2008/10/14/vakifla-tanismaya-dogru/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 14 Oct 2008 06:24:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>aybarsb</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[solaris macerası]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ne.yapiyorum.com/?p=211</guid>
		<description><![CDATA[karşımda gravatları hafif yana kaymış, buruşuk gömlekli iki memur duruyordu, sivil giyimliydiler ama her şekilde polis olduklarından şüphe yoktu. muhtemelen çapraz sorguya alınmıştım, ama daha önce hiç çapraz sorguya alınmadığım için, bundanda pek emin değildim. hafif kel kafalı olanı bana dönüp ,
- albemuth tan mesaj aldığını biliyoruz.
aylardır bok gibi kokan bir evde, hemen hemen hiç [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>karşımda gravatları hafif yana kaymış, buruşuk gömlekli iki memur duruyordu, sivil giyimliydiler ama her şekilde polis olduklarından şüphe yoktu. muhtemelen çapraz sorguya alınmıştım, ama daha önce hiç çapraz sorguya alınmadığım için, bundanda pek emin değildim. hafif kel kafalı olanı bana dönüp ,</p>
<p>- albemuth tan mesaj aldığını biliyoruz.</p>
<p>aylardır bok gibi kokan bir evde, hemen hemen hiç dışarı çıkmadan çalışmıştım. son günlerde gelen mesajlar reklam maillerinden ibaretti. arkadaşlarımın çoğu benden uzak duruyordu - ki haklıydılar hepsine oldukça borçlanmıştım -, geri kalanındanda ben uzak duruyordum yüzüm tutmadığı için. hangi mesajdan bahsettikleri hakkında en ufak bir fikrim yoktu. yanlışlıkla biri bana mesaj gönderdiysede bunun farkında değildim. buraya JACK ile ilgili bir şeyler keşfettikleri için getirildiğimi zannediyordum.</p>
<p>ölmek üzereyken birileri beni hastaneye kaldırmıştı, iki gün yoğun bakımda kaldıktan sonra konuşabilecek hale ancak gelebilmiştim. daha sonra psikologlar beni saatlerce süren görüşmelere soktu. abuk sabuk sorularına mümkün olduğunca mantıklı cevaplar verdim. sanırım benim deli olmadığıma sonunda kanaat getirmiş olacaklar ki çapraz sorgu odasındaydım.</p>
<p>- kimden mesaj aldım ?<br />
- albemuth tan<br />
- pkd romanı mı bu mna koyiim</p>
<p>istemsizce ağzımdan çıkmıştı, ne dedikleri hakkında herhangi bir fikrim olmadığı gibi umursamıyordumda.</p>
<p>- PKD için mi çalışıyorsun.</p>
<p>bir çeşit taşak geçme durumu mu vardı ? yüzlerine baktım, ciddi gözüküyorlardı. ne saçma bir çapraz soruysa, sadece kel olanı durmadan soru soruyordu.  zaten iyice boka batmıştım, daha fazla batamazdım.</p>
<p>- hepimiz çalışmıyor muyuz ?<br />
- PKD için çalıştığını itiraf ediyorsun yani.<br />
- evet isterseniz yazılıda yapabilirim.</p>
<p>kel olmayını işaret parmağını hafifçe salladı, cık cık der gibi bir ses çıkarttı. kel olan çokta umursamaksızın dosyalarını karıştırdı. o arada odadan içeri şık giyimli, iri yapılı bir adam girdi. hollywood dizilerindeki süper dedektiflere benziyordu. sanki setten fırlayıp gelmiş gibi bir tavrıda vardı. kel olana baktı sessizce, keltoş dosyalarını toplayıp çıktı odadan dışarı. iri yapılı bana bakıp hafifçe gülümsedi</p>
<p>- pkd için çalışıyorsun ha<br />
- evet yeminle</p>
<p>gülmeye başladı, kahkahalarla değil, gayet ölçülü. sonra sakince,<br />
- hadi gidelim.</p>
<p>peşine takılıp odadan çıktık. nereye gittiğimize dair herhangi bir fikrim yoktu. sadece gidiyor olmak bile yeterliydi aslında.</p>
<p>&#8211; 0 &#8211;</p>
<p>markası ve modeli hakkında en ufak fikrim olmayan, ama kısaca gıcır diyebileceğimiz, hafif geniş arabaya bindiğimizde</p>
<p>- eminim kafana takılan pek çok soru vardır</p>
<p>yoktu aslında, umursamıyordum, belkide hastanede verdikleri ilaçlardan kaynaklanıyordu, belkide aylardır o kadar yorulmuştum ki umursayacak kadar halim kalmamıştı.</p>
<p>- yok aslında</p>
<p>verdiğim cevap karşısında tuhaf tuhaf baktı.</p>
<p>- belkide bununla ilgilidir</p>
<p>dedi, ama neyden bahsettiğinide anlamadım, vitesi yeni yükseltmişti, motor boğulmuştu, torku yüksek kullanmayı seviyordu. heralde söylemek istediği buydu, ama arabalardan pek hoşlanmıyordum, ve taksi şöförü muhabbeti çekecek halimde yoktu.</p>
<p>- olabilir.</p>
<p>- psikologlar, tuhaf biri olduğunu söylemişlerdi, neyse sorularının cevaplarını yakında alacaksın.</p>
<p>- kesin mi ?</p>
<p>- tabii ki, herşeyi anlatacağız.</p>
<p>- hayır, cevaplar kesin mi ? cevaplardan emin misiniz ?</p>
<p>- oldukça ama tabii sorulara da bağlı.</p>
<p>diyalog, saçma sapan dublajlı amerikan filmlerine dönmüştü. ne konuştuğumuz hakkında pek bir fikrim yoktu, ama konuşmayı sürdürüyordum, ayıp olmasın diye daha çok yada sebebinide aslında bilmiyordum, laf olsun diye aslında</p>
<p>- hangi sorulara ?<br />
- kesinlikle psikologlar haklılar<br />
- deli olmadığım konusunda değil mi ?<br />
- hayır tam deli olduğun konusunda</p>
<p>tam deli neydi yahu, hiç bir psikolojik rahatsızlığım yoktu. gayet tutarlı davranışlar gösteriyordum, zekiydim, analiz yeteneğim kuvvetliydi, arada ufak depresyonlar geçiriyordum ama her insan kadardı.</p>
<p>- ne delisi be<br />
- deminki sorgu odasında kaç memur vardı ?<br />
- iki, tabii seni saymazsak.</p>
<p>gülümsedi, bende güldüm, daha çok mekanik bir refleks olarak güldüm, acaba odadaki adamlara karşı cinsel bir eğilimim olduğunu mu ima etmeye çalışmıştı. hasss&#8230; tabii ya, bir anda dank etti. bilmediğim bir yere tanımadığım adamlarla gidiyordum.</p>
<p>- ben gay değilim.</p>
<p>sanırım ummadığı bir cevap aldığı için biraz afalladı, muhtemelen beni partner olarak falan görmüştü heralde.<br />
- onu biliyoruz.</p>
<p>mna koyiim diye düşündüm, her bi boku biliyolar zaten.<br />
- peki bu arabada kaç kişiyiz ?</p>
<p>dönüp arka koltuktaki herife baktım. oda bana baktı. ağzını bıçak açmayan salak bir ciddiyet sahibi insanlara benziyordu.<br />
- 3<br />
- hayır dedi, iki kişiyiz sadece sen ve ben</p>
<p>arkadaki herif işaret parmağını dik tutarak dudaklarına götürdü, şşşşttttt benzeri bir ses çıkarttı. o an dank etmişti, arkadaki adamın görünmezlik kalkanı vardı. arabayı kullanan salağın haberi bile yoktu bundan, ne yapsamda anlayamayacaktı zaten.</p>
<p>- tabii tabii</p>
<p>dedim, içimden gülerek. hangi cehenneme gidiyorduk acaba.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ne.yapiyorum.com/2008/10/14/vakifla-tanismaya-dogru/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>konsey, JACK ve ben</title>
		<link>http://ne.yapiyorum.com/2008/10/13/konsey-jack-ve-ben/</link>
		<comments>http://ne.yapiyorum.com/2008/10/13/konsey-jack-ve-ben/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 13 Oct 2008 07:43:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>aybarsb</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[solaris macerası]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ne.yapiyorum.com/?p=210</guid>
		<description><![CDATA[çalışma odasından içeriye adım atar atmaz :
- JACK, 32 43 56 84
jackin yaptığı affedilemezdi, denizi solarise göndermek için yaptığımız bütçe görüşmesinde, konsey üyelerinin hepsine tehdit mektupları göndermiş, böylece hayatımı hiç olmadığı - hatta hiç bir insanın kolay kolay olamayacağı - kadar tehlikeye sokabilmişti. konsey çok güçlüydü, binlerce yıllık bir oluşumdu. binlerce yıldır gizli kalabilmesi bile [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>çalışma odasından içeriye adım atar atmaz :<br />
- JACK, 32 43 56 84</p>
<p>jackin yaptığı affedilemezdi, denizi solarise göndermek için yaptığımız bütçe görüşmesinde, konsey üyelerinin hepsine tehdit mektupları göndermiş, böylece hayatımı hiç olmadığı - hatta hiç bir insanın kolay kolay olamayacağı - kadar tehlikeye sokabilmişti. konsey çok güçlüydü, binlerce yıllık bir oluşumdu. binlerce yıldır gizli kalabilmesi bile ne kadar planlı ilerlediğini, ne kadar güçlü olduğunu göstermeye yeterdi aslında. belki bir kiralık katil çetesi için binlerce yıl gizli kalmak çok önemli değildir, ama konsey imparatorluklar kurup kaldırıyordu. bir gecede bir ülkenin yönetimini değiştirip, bir gecede olmayan bir ülke yaratabiliyordu. bu kadar büyük hamlelerde dahi, ne konseyin ne de konsey temsilcilerinin ismi dahi kimsenin aklına gelmiyordu.</p>
<p>konsey büyüktü, korkunçtu, dünyayı ele geçirmişti, ve artık başka dünyaları ele geçirmeye karar vermişti.</p>
<p>ışınlanma cihazı daha prototip haline bile gelmemişken, hatta taslak planları kendi bilgisayarımda çeşitli dosyalarda karman çorman dururken, konsey bana ulaşmıştı. daha kendim bile ışınlanma cihazının nasıl bir şey olacağını bilmezken, kafamın içinde flu bulutlar halinde dolaşırken, konsey çok emindi.</p>
<p>bütün hayatım bir kaç saat içinde değişmişti, konsey elimden herşeyi alıp, bambaşka bir dünyayı önüme serdi. ortağı olduğum, kullanılmış sigara izmaritlerinden ses yalıtım sistemleri üretmekle uğraşan şirket batmak üzereydi. aslında proje geri dönüşüm anlamında dünyaya çok şey kazandıracaktı, fakat kokunun önüne geçemiyorduk. proje resmen fiyaskoydu ve gırtlağımıza kadar borca batmıştık. acilen farklı birşeyler bulup durumdan kurtulmalıydık.</p>
<p>diğer yandan henüz daha çok toy bir gençken içine karıştığım illegal örgüt, hükümet tarafından takibe alınmıştı. ne yazık ki memlekette bazı şeyler bürokrasi yüzünden yavaş ilerliyordu. onlarca yıl önce karıştığım bir gruptu. beş parmaklı mouse kullanımı için gösteriler düzenliyor, iki parmaklı mouse kullanımını engellemeye çalışıyorduk. mouse kullanılmayan günümüzde, naif bir örgüt gibi görülebilir ama zamanında dünyayı değiştirmeye çalışıyorduk. daha sonra mouse kullanımının ortadan kaybolmasıyla zaten parçalanmaya ne kadar meyilli bir örgüt olduğumuz anlaşıldı. kimi arkadaşlar dvorak klavye kullanılmasına dair bir örgüte kaydı, kimileride motorsikletli çete oluşturdu, bazılarıda reklamcı oldu tabii. daha sonra klavye kullanımının yok denecek kadar azalması, üstüne dünyada petrolün bitmesi sonucunda da motorsiklet kullanımının yasaklanması geldi. o günkü arkadaşların sadece bir ikisiyle arada bir konuşuyordum. ama durumları pek parlak değildi.</p>
<p>hükümet bu kadar sene sonra örgütün etkili olabileceğine ve kendisi için bir tehdit olabileceğine karar vermişti, ve o günlerde örgüte katılan herkes hakkında yasal takip başlatıyordu. &#8220;mali yükümlülüklerin azaltılması ve yeni tasarruflara dair kanun hükmünde kararname&#8221; uyarınca, yasal takip işlemi için memur tahsis edilmesi engellenmişti. buda hakkında yasal takip kararı verilen insanları, saatte bir ne yaptığına dair yazılı ifade vermeye mecbur etmişti. tabii buda karakolların önünde biriken çadırlarda mülteci hayatı yaşamak demekti. çok iyi bir avukatınız yoksa, - ki avukat bulmak artık imkansızdı, avukatlar hakkında inceleme isteniyordu, ve buda yasal takip gerektiriyordu - yasal takip ya hapse girmek yada mülteci hayatı yaşamak demekti. gerçi hükümetin buna çare bulması da çok uzun sürmeyecekti.</p>
<p>ne yapmam gerektiğini bilmiyordum, resmen boşlukta sallanıyordum, günde 14 saat uyuyor, hiç bir şey yapmak istemiyordum. depresyonun son raddesindeydim, her an gözüm telefondaydı, ya yasal takip uyarısı için mesaj gelecekti, ya bankalardan biri kullandığımız kredileri geri almak için şartsız çalışma sözleşmesi gönderecekti, yada borçlandığımız rus-kırım mafyası tahsilat yapmaya karar verecekti.</p>
<p>bir gece uykumda, rus-kırım mafyasından olgayı ve bulgar mültecileri görürken - mültecilerin yasal takip zorunluluğu vardı -, kan ter içinde yataktan fırladım. cevabı bulmuştum, ne yapmam gerektiği bir anda şimşek gibi beynimde çakmıştı. şok geçirmiş gibiydim, kurtuluşum bu kadar basitti, ve ben hala hiç bir çaba göstermemiştim. ellerim titreyerek banyoya doğru koştum, aynanın karşısında yüzümü ellerimin içinde tutarak bir süre kendime baktım. emin olmaya çalışıyordum, doğru mu düşünüyordum. kendimi elbiselerle soğuk duşun altına attım. biraz sakinleştiğimde, hala düşünce aklımdaydı, berraktı, billurdu, yapılabilirdi. ve sakince kendime fısıldadım&#8230;.</p>
<p>- tek kurtuluşum bu, ışınlanmayı icat etmeliyim.</p>
<p>&#8211; 0 &#8211;</p>
<p>bütün herşeyi boşverip, ışınlanma cihazıyla uğraşmaya başladım, çıldırmış gibiydim, günlerce uyumadan çalışıyordum, sadece bayıldığım zamanlarda bir kaç saat dinleniyordum. ama sanki bir çeşit radyo yayını yakalamış gibiydim, sanki bir frekanstan beynime rakamlar, denklemler, çizimler gönderiliyordu. hatta kimilerini tam anlamıyordum, sanki bir güç bana yapmam gerekenleri dikte ettiriyordu. odamın duvarları çizimlerle dolmuştu, yerlerde darma dağın kağıtlar üzerinde denklemler duruyordu. bir ay kadar sürdü bu durum, ne olduğunu artık kendim bile tam anlayamıyordum ama çok yaklaştığımdan emindim. sadece tek bir sorun vardı, makineyi çalıştırmak yüzbinlerce dolar demekti.</p>
<p>elimdekiler defterler dolusu karalamalardan ibaret olmasa belki maddi destek bulmaya çalışabilirdim, ama bu kadar karışık planlarla sadece sadaka verirlerdi bana. işte o an aklıma korkunç bir başka düşünce daha geldi. kendi kendime sırıttım, dandik bilimkurgu filmlerindeki kötü adamlara benzemiştim. sigaramdan derin bir nefes çektim, odanın içinde yürümeye başladım. odayı adımlarken JACK doğmaya başladı.</p>
<p>yapay zekalı bir virüs yazacaktım ve bunu banka sistemlerine gönderecektim, JACK hesaplar arası milyonlarca ufak değerli transferler yaparak sistemde farkedilmeden bana para aktarıcaktı. çok ufak değerler, özellikle küsüratlar civarındaki paralar takip edilmiyordu, hiç bir banka bu transferleri takip etmek için çaba göstermezdi, internetten alışveriş, anlık kur dalgalanmaları, hisse alımlarındaki kur çevrimleri, fatura ödemelerindeki banka masrafları&#8230; küsüratlık transfer yaratan binlerce kalem vardı. fakat muhasebe sistemleri bunları takip etmiyordu - yada en azından o günlerde ben öyle zannediyordum.</p>
<p>eğer bir şekilde bankalar arası transfer sistemlerine, bankalara yada müşterilere yayılacak bir virüs yazmayı başarabilirsem, bu milyonlarca transfer arasında göze batmadan kendime aktarım yapabilirdim. koşarak bilgisayarın başına geçtim&#8230;.</p>
<p>&#8211; 0 &#8211;</p>
<p>bir gece ışınlanma cihazı fikrinin beni çarpmasının üzerinden iki ay kadar geçmişti, JACK henüz emekleme aşamasındaydı, kendini kopyalayabiliyordu, dağınık bir yapısı vardı, öğrenme sürecini parçalara bölüp binlerce bilgisayarda parça parça yorumlayabiliyordu. antivirüslere karşı doğal bir bağışıklığı oluşmuştu, her yeni antivirüs yazılımında kendini daha da geliştiriyordu. yeni bir antivirüs yazılımı JACK i engellemeyi başarırsa, yok olmadan önce antivirüsün kendini nasıl yokettiğini, yöntemlerini başka makinelere aktarıyordu, engellendikçe bir parçası yok oluyor, ama küllerinden yeniden ve çok daha güçlü olarak tekrar tekrar doğuyordu. yavaş yavaş hiç takip edilemeyecek hale geliyordu. bağımsızdı, tanımlanamazdı, yok edilemezdi, bulaşıcıydı ve durmaksızın kendini geliştiriyordu. bu hızda giderse yakın zamanda gerekli parayı toparlayabilecektim.</p>
<p>işin kötü yanı, aylardır ışınlanma cihazı ve JACK haricinde başka birşeyle uğraşmamıştım, kelimenin tam anlamıyla meteliksizdim. borç alabileceğim kimse kalmamıştı, apartmanda hiç tanımadığım komşulardan dahi borç almıştım. müzik kolleksiyonumdan başlayıp, evdeki herşeyi satmaya başlamıştım. tek derdim biraz daha zaman kazanmaktı. zaman, başka hiç bir şeye ihtiyacım yoktu. ışınlanma cihazı çalışacaktı, JACK para bulacaktı, ve ortadan kaybolacaktım.</p>
<p>&#8211; 0 &#8211;</p>
<p>13 ekimi 14 ekime bağlayan cuma gecesiydi, evdeki işe yarar tüm eşyaları satmıştım, artık para edebilecek hiç bir şey kalmamıştı. 2 gündür hiç bir şey yememiştim, ve korkunç başağrısı çekiyordum. evin her yeri çöplük gibiydi. içeride fareler ve hamam böcekleri cirit atıyordu. köpeğim evde bir yerlerde kaybolmuştu, bulamıyordum - açıkçası doğru düzgün aramamıştım bile - ve muhtemelen bir yerlerde ölmüş olduğundan evin içi felaket kokuyordu. bütün bunlar yetmezmiş gibi klozet taşmıştı. evin içindeki kesif koku artık vucuda bürünmüştü, ve insanı yüzünü tokatlıyordu. JACK in toptan kapatma kodunu yeni tamamlamıştım, ilave fonksiyonu ekledim, tamamen güncellemesi bir kaç saat alacaktı. saatlerdir, hatta günlerdir oturduğum sandalyeden ayağa kalktım, hafifçe sendeledim. en son 3 gün önce uyumuştum, ve hiç ara vermeksizin çalışmıştım, bir ara artık kokuya dayanamadım ve odanın ortasına kustum.</p>
<p>zaten açlıktan ağrıyan mideme kramplar girdi, yeşil ve asitli bir şey çıkartmıştım. artık dayanacak halim kalmamıştı, hıçkırarak ağlamaya başladım. ölüyordum ve yapabileceğim hiç bir şey kalmamıştı. sürünerek yatağa tırmandım. tükenmiştim. umarım öbür dünya diye bir yer vardır diye düşündüm, gülümsedim, uyuya kalmışım. uyandığımda hayatımın tamamen değişeceğini ummuyordum, tek düşünebildiğim dinlenebileceğim huzurlu bir mezara kavuşmaktı, ve tek dilediğim mezarın kokmamasıydı.</p>
<p>13 ekimi 14 ekime bağlayan cuma gecesiydi, ölmeyi bekleyerek uyuya kalmıştım, ama uyandım. yatağın başında üniformalı iki kişi vardı, ağızlarında doktorların taktığına benzer bir maske vardı. koluma bir serum bağlanmıştı. üniformalarını tanıyamadım, ordudan değillerdi, polis değillerdi, belkide paralı askerlerdi. yüzümdeki oksijen maskesini farketmem bir kaç saniye daha aldı. şaşkınca sağa sola baktım, hemşireye benzer bir kadın odada aşağı yukarı yürüyordu, arada bir ne işe yaradıkları hakkında hiç bir fikrim olmayan cihazların göstergelerine bakıyordu. üzerimde sensörler takılıydı,  kablolar cihazlara gidiyordu, hastaneye kaldırılmamıştım, oda benim odamdı.. rüya gördüğümü düşündüm, ve tekrar uyumaya çalıştım.</p>
<p>bir süre daha geçti, tekrar uyandım, içeri takım elbiseli, uzun paltolu iki kişi girdi. biri maskeyi eliyle ağzına dayamıştı. maskeyi araladı, hemşireye benzeyen kadına,</p>
<p>- kendine gelebildi mi ?<br />
- durumu düzelmeye başladı<br />
- ne zaman götürebiliriz<br />
- bir saat kadar daha</p>
<p>ikisi birden arkalarını dönüp çıktı. tekrar uyuya kaldım.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ne.yapiyorum.com/2008/10/13/konsey-jack-ve-ben/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>
