« bitkisel hayat kılavuzu XIV | Anasayfa | Uğurlar olsun »
Bozulmayan ne var ki?
sanırsın ki dışarıda savaş var; her yerde beni arıyorlar, ben izmir yahudisi ailenin eski bir evinin tavan arasında saklanıyorum. artık i.p. numarasından yerimi bulurlar falan diye çekinmiyorum; son patatesimi haşlamışım, internette dolanıyorum. ahmet’in e-mailinin konusu ilginç: gmail bozulmuş. koskoca gmail bozulmuş, ama bozulmayan ne var ki?
Bu gmail bozuldu. Üç gündür mail almıyorum. Kesin bozuldu. İnsan bir spam de almaz mı canım?
bozulan gmail’in kendisi değilmiş, ama ha ahmet’in maili ha bütün gmail bozulmuş, ne önemi var…
Neyse… Eğer bozulmadıysa mailimi okuyorsunuz demektir. Leventin soğuk plazalarından birinde paravanla birbirinden ayrılmış bölmelerden birinde kafamı eğmiş bilgisayara yumulu şekilde vaktin geçmesini bekliyorum.
ben o plazalara hayatımda 1 kere gittim, yavru plazalaraysa bir-iki kez. ilki üniversite son sınıfta bir iş görüşmesi içindi. benim açımdan ciddi bir görüşme değildi. (şimdiye kadarki bütün iş görüşmelerimde işe girip girmeyeceğim görüşmeden önce bellidir; bir şekilde çağırmışlardır çalıştırmak için, görüşme de usülden. diğer görüşmelerin hepsi formalite olmuştur. maksat çağırmışlar ayıp olmasın.) aa, unuttum: hürriyet plazada çalıştım yaklaşık 3-4 ay. sevmiyorum ben plazaları. bütün bu paragraf bunu söylemek için.
Vapura koşmadım bu sabah. Erken kalktım. Ama metro arıza yapmış. Rötarlı geldik. Erken gelsem ne olacak ki? Saat 10:07 masada yarrak gibi oturuyorum. Güya toplantı varmış fakat gelen giden yok.
ee, ahmet’te ömer’in rahatlığı, benim miskinliğim yok. ömer, biraz da işyerlerinin rahatlığı sayesinde, uyanmak için hiç telaş etmez, mesai başlangıcını bir-iki saat erteler. ben kalkmam gereken saatte kalkar, ama evden çıkmam gereken saati öteler durur, aradaki açığı taksiyle giderek kapamaya çalışırım. ama oldu da telaşla koşturdum bir işe, aynı ahmet gibi kalakalırım sabahın köründe, bütün o telaşın boşuna olduğu ortaya çıkar.
Metro kalabalıktı sabah. Omuz omuza itiş kakış geldik. Kitap okudum paso. Kalabalıkta metroya binmeye çalışan am dudaklı şişman kısa boylu salak alışveriş maymunu ataya saygı rozetli sikko kızlar inenlerin rahatlığına ve yavaşlığına sinirlenip "ayyyy bi inmeyi beceremiyor gerizekaaalılar" merkezli son derece sinir bozucu bir ses tonu ve ağız hareketiyle homurdandılar. Yanımdan geçerlerken çelme takıp yere kapaklanmalarına gülmek istedim. Sonra avazım çıktığı kadar "ammına koduğuuumm nereye yetişiyorsun lan" diye bağırmak istedim.
“am dudaklı şişman kısa boylu salak alışveriş maymunu ataya saygı rozetli sikko kızlar” bu tür kızlar için çok tanımlama duydum, en güzellerinden biri buydu.
yukarıdaki satırlara bakıp bir gün ahmet’in en güzel takım elbisesini giyip o plazaların birine son derece sakin bir şekilde gideceğini, birbirinden paravanlarla ayrılmış domuz ağıllarına (yanılmıyorsam generation x kitabında bu tabir kullanılıyordu) bakıp laptop çantasından pompalısını çıkaracağını ve sağa sola rastgele ateş edeceğini düşünmeyin. bizden öyle adam çıkmaz. bir şekilde sakinleşiriz her zaman, hem de maçlarda olay falan çıkarmadan. delirmek için profesyonel yardıma ihtiyacımız vardır bizim.
Önümde oturan kız rahatsızlanmış. Haftasonu ne bulduysa yemiş. Çikolata ve balık yemiş sik kafalı. Daha bir sürü şey de yemiş tabi. E sen bir Mustafa Yıldıran değilsen bir İsmail Yalçınkaya değilsen o kadar şeyi peşi sıra yiyemezsin.
mustafa yıldıran’ı anlarım da, ismail buna pek iyi örnek değil. bir gece canım çekti, ismail’in de aklını çelip saray’a gittik. önce birer tane sütlü tatlı söyledik, ama beni kesmedi, birer tane de baklava yedik. pastane’den çıktık, kokoreççiyi gördük. yer miyiz birer çeyrek? yedik. yeldeğirmeni’ne gidiyoruz, pilavcı mıstık’ı gördüm. yiyelim mi birer tane tavuklu + nohutlu + salatalı pilav? yedik. ben ömerlerde mışıl mışıl uyudum, ismail sabaha kadar tuvaletten çıkamamış. ismail’in bünyesi uygun değil yani, benim gibi gözü de dönmez yemek mevzusunda.
Telefonda annesiyle konuşuyor şimdi. İdrarımda kan var mıydı anne diyor. Ulan nasıl iş anlamadım. Sabah çişe annenle mi gidiyorsun? Kaç yaşındasın sen? Şimdi de anneyi fırçaladı. "Tammam anne haddi kapıyorum. Bay baaay." Yarak kafalı sen arayıp yıkıldın kadına sonra da kış kışlıyorsun kadını. İşin aslı şu esasında; anne sana söylüyorum iş arkadaşım sen işit. "Ben hastayım amına koyiiiim", "hastayım ilgilenin benimle", "aloo kime diyorum kan işedim sabah". Ulan diyorum kendi kendime burdaki adam seninle ilgilense ne olur? Sikinde misindir acaba? Dostluğun kırıntısı var mıdır acaba burada? Güzide okullarımızdan mezun ultra zeki mühendisler terfi merdivenlerinde koşarak yerinde sayarken senin idrarlı kanına ne kadar samimi ilgi göster ki. Neyse kadın sustu ben de susayım bari.
dedim ya, pompalı tüfek ve ahmet olmaz diye. benden de olmaz tabii. bizde çıldırmanın eşiği değil, duvarı var.
Bir yudum çay içtim öfkem dindi sanki. Dinmesin amına koyim. Daha çok yazmak istiyorum. Ne oldu lan bu kadar okuyunca. Ne kazandık diye sormak istiyorum kendime. Akıllı ama tahsili olmayan adamlar olsaydık mesela ne olurdu? Okuma yazma bildikten sonra tahsil çok mu önemli. Fezaya çıkınca ne oldu. Araplar porno izlesin diye feza uydu doldu. Ben de izliyorum porno. Ama keşke izlemesem tabi. O ayrı. Ha ne diyordum. Teknolojik harikalar yaratıp nereye gidiyoruz? Ne oluyor yani? Teknolojik ilerlemeler bir tek sağlıkta olsun abi. Gerisini yasaklasınlar. Daha hızlı tren, daha iyi ütü, daha güzel kravat, daha zeki bilgisayar. Olmasın bunlar. İnsanın hep daha iyi için mucadele etmesi kadar salakça bir şey var mı? Obama çıksın desin ki biz dünya lideri ülke olarak teknolojinin buradan öteye gitmemesine karar verdik. Burada duracak artık. Yani o demese de olur tabi. Sözün gelişi bu. ama bu mesele sinirlerimi bozdu sabah sabah. Onca yıl okulda dirsek çürüt sonra işe gir sonra mail yaz, mail cevapla, telefona bak, fal aç, gazete oku, irsaliye kes bok püsür. Tamam çalışıyoruz eyvallah ama iş çığrından çıktıkça büyük resmi kaçırıyoruz sanırım. Etrafımda henüz rahmine düşmemiş çocuğunu gönderemeyeceği ultra paralı okulların sıkıntısıyla üzülen ve kaygılanan anne adayları ve bu anne adaylarıyla hayatlarını birleştirme gayretinde olan adamlar var ( vurguyu ben yaptım –d.a.). Ben de sanırım bunlardan biriyim. Kahretsin. Sinir oluyorum tabi. Köye yerleşmek istiyorum eni konu. Doğru mu yazdım acaba eni konu kısmını. Doğru yazdıysam da doğru kullandım mı acaba. Kurban bayramında adadan ev mi kiralasak acaba. Tüm anakinkimdir tayfası toplansak. Olabilirdi belki ama ben çoktan vazgeçtim ilk cümleden üçüncüye varasıya. Varasıya; varana dek.
bir an “aha, şimdi deliriyor, kesin bir amok koşusu gelecek ardından” diye düşünen oldu mu? bu beklenti karşılanmamış da olsa soluksuz ve güzel bir psikolojik bsiklet parkuru oldu. baldırlardaki kan basıncı damarları patlatacakmış gibi çıktı yokuşu, tepede vitesi yükseltti, sonrası süratli ve sakin bir iniş. ben seyretmekten keyif aldım, oturduğum yerden kaslarıma laktik asit boşaldı.
İyi oluyor kendi kendime konuşmam. İşle ilgili mailler de geliyor. Hiçbirini cevaplamıyorum. İşten atılırsam süper bomba olur. Sarsıcı olur belki biraz ama sonra toparlanırım. Köye giderim gerçekten. Babamın köyüne. Vardı aslında başka şeyler de kafamda. Ama sanırım çok konuştum. Yetti bu kadar.
sadece iyi değil, güzel de oluyor ahmet’in kendi kendine konuşması. diyalog halinde kendini bırakmıyor bu kadar. gerçi sonunu klişe bir “kentten kaçış”a bağlamasaymış diyeceğim, ama yerine ne koyabiliriz ki? fikri olan varsa söylesin.
ahmet’i seviyorum, o da beni seviyor. bir zamanlar nihat’ın kalabalık bir arkadaş ortamında dediği gibi: şimdi hepimiz eşcinsel olsak ne eğlenirdik.
Bugün günlerden Salı. Güzel bir gün. Öğle yemeğine birbuçuk saat var. Bari biraz sap çalışayım. Banka kredilerinin takibini kurcalayıp böyük adam olayım. Madalya takacaklar kıçıma. Oysa ben her başarımda kıç deliğimi öpsünler istiyorum.
bu paragraftaki ince neşter darbeleri yazarın kendisine yönelmiş vaziyette. bu güzel…
Sizlere kucak dolusu sevgiler gönderiyorum.
Gününüz aydın olsun.
Ahmet Güler
11 Kasım 2008 10:30
sevgiler bizden, senin de günün aydın olsun.
Yazı hakkında
Şu anda “Bozulmayan ne var ki?,” yazısını okuyorsunuz ne.yapiyorum.com'da
- Yayın tarihi:
- Nov 17 2008 / 9:31 am
- Kategorileri:
- Öyle işte...
3 yorum var
hemen yorum eklemeliyim | yorumlar rss | trackback