« konsey, JACK ve ben | Anasayfa | bitkisel hayat kılavuzu XIII »
vakıfla tanışmaya doğru
karşımda gravatları hafif yana kaymış, buruşuk gömlekli iki memur duruyordu, sivil giyimliydiler ama her şekilde polis olduklarından şüphe yoktu. muhtemelen çapraz sorguya alınmıştım, ama daha önce hiç çapraz sorguya alınmadığım için, bundanda pek emin değildim. hafif kel kafalı olanı bana dönüp ,
- albemuth tan mesaj aldığını biliyoruz.
aylardır bok gibi kokan bir evde, hemen hemen hiç dışarı çıkmadan çalışmıştım. son günlerde gelen mesajlar reklam maillerinden ibaretti. arkadaşlarımın çoğu benden uzak duruyordu - ki haklıydılar hepsine oldukça borçlanmıştım -, geri kalanındanda ben uzak duruyordum yüzüm tutmadığı için. hangi mesajdan bahsettikleri hakkında en ufak bir fikrim yoktu. yanlışlıkla biri bana mesaj gönderdiysede bunun farkında değildim. buraya JACK ile ilgili bir şeyler keşfettikleri için getirildiğimi zannediyordum.
ölmek üzereyken birileri beni hastaneye kaldırmıştı, iki gün yoğun bakımda kaldıktan sonra konuşabilecek hale ancak gelebilmiştim. daha sonra psikologlar beni saatlerce süren görüşmelere soktu. abuk sabuk sorularına mümkün olduğunca mantıklı cevaplar verdim. sanırım benim deli olmadığıma sonunda kanaat getirmiş olacaklar ki çapraz sorgu odasındaydım.
- kimden mesaj aldım ?
- albemuth tan
- pkd romanı mı bu mna koyiim
istemsizce ağzımdan çıkmıştı, ne dedikleri hakkında herhangi bir fikrim olmadığı gibi umursamıyordumda.
- PKD için mi çalışıyorsun.
bir çeşit taşak geçme durumu mu vardı ? yüzlerine baktım, ciddi gözüküyorlardı. ne saçma bir çapraz soruysa, sadece kel olanı durmadan soru soruyordu. zaten iyice boka batmıştım, daha fazla batamazdım.
- hepimiz çalışmıyor muyuz ?
- PKD için çalıştığını itiraf ediyorsun yani.
- evet isterseniz yazılıda yapabilirim.
kel olmayını işaret parmağını hafifçe salladı, cık cık der gibi bir ses çıkarttı. kel olan çokta umursamaksızın dosyalarını karıştırdı. o arada odadan içeri şık giyimli, iri yapılı bir adam girdi. hollywood dizilerindeki süper dedektiflere benziyordu. sanki setten fırlayıp gelmiş gibi bir tavrıda vardı. kel olana baktı sessizce, keltoş dosyalarını toplayıp çıktı odadan dışarı. iri yapılı bana bakıp hafifçe gülümsedi
- pkd için çalışıyorsun ha
- evet yeminle
gülmeye başladı, kahkahalarla değil, gayet ölçülü. sonra sakince,
- hadi gidelim.
peşine takılıp odadan çıktık. nereye gittiğimize dair herhangi bir fikrim yoktu. sadece gidiyor olmak bile yeterliydi aslında.
– 0 –
markası ve modeli hakkında en ufak fikrim olmayan, ama kısaca gıcır diyebileceğimiz, hafif geniş arabaya bindiğimizde
- eminim kafana takılan pek çok soru vardır
yoktu aslında, umursamıyordum, belkide hastanede verdikleri ilaçlardan kaynaklanıyordu, belkide aylardır o kadar yorulmuştum ki umursayacak kadar halim kalmamıştı.
- yok aslında
verdiğim cevap karşısında tuhaf tuhaf baktı.
- belkide bununla ilgilidir
dedi, ama neyden bahsettiğinide anlamadım, vitesi yeni yükseltmişti, motor boğulmuştu, torku yüksek kullanmayı seviyordu. heralde söylemek istediği buydu, ama arabalardan pek hoşlanmıyordum, ve taksi şöförü muhabbeti çekecek halimde yoktu.
- olabilir.
- psikologlar, tuhaf biri olduğunu söylemişlerdi, neyse sorularının cevaplarını yakında alacaksın.
- kesin mi ?
- tabii ki, herşeyi anlatacağız.
- hayır, cevaplar kesin mi ? cevaplardan emin misiniz ?
- oldukça ama tabii sorulara da bağlı.
diyalog, saçma sapan dublajlı amerikan filmlerine dönmüştü. ne konuştuğumuz hakkında pek bir fikrim yoktu, ama konuşmayı sürdürüyordum, ayıp olmasın diye daha çok yada sebebinide aslında bilmiyordum, laf olsun diye aslında
- hangi sorulara ?
- kesinlikle psikologlar haklılar
- deli olmadığım konusunda değil mi ?
- hayır tam deli olduğun konusunda
tam deli neydi yahu, hiç bir psikolojik rahatsızlığım yoktu. gayet tutarlı davranışlar gösteriyordum, zekiydim, analiz yeteneğim kuvvetliydi, arada ufak depresyonlar geçiriyordum ama her insan kadardı.
- ne delisi be
- deminki sorgu odasında kaç memur vardı ?
- iki, tabii seni saymazsak.
gülümsedi, bende güldüm, daha çok mekanik bir refleks olarak güldüm, acaba odadaki adamlara karşı cinsel bir eğilimim olduğunu mu ima etmeye çalışmıştı. hasss… tabii ya, bir anda dank etti. bilmediğim bir yere tanımadığım adamlarla gidiyordum.
- ben gay değilim.
sanırım ummadığı bir cevap aldığı için biraz afalladı, muhtemelen beni partner olarak falan görmüştü heralde.
- onu biliyoruz.
mna koyiim diye düşündüm, her bi boku biliyolar zaten.
- peki bu arabada kaç kişiyiz ?
dönüp arka koltuktaki herife baktım. oda bana baktı. ağzını bıçak açmayan salak bir ciddiyet sahibi insanlara benziyordu.
- 3
- hayır dedi, iki kişiyiz sadece sen ve ben
arkadaki herif işaret parmağını dik tutarak dudaklarına götürdü, şşşşttttt benzeri bir ses çıkarttı. o an dank etmişti, arkadaki adamın görünmezlik kalkanı vardı. arabayı kullanan salağın haberi bile yoktu bundan, ne yapsamda anlayamayacaktı zaten.
- tabii tabii
dedim, içimden gülerek. hangi cehenneme gidiyorduk acaba.
Yazı hakkında
Şu anda “vakıfla tanışmaya doğru,” yazısını okuyorsunuz ne.yapiyorum.com'da
- Yayın tarihi:
- Oct 14 2008 / 9:24 am
- Kategorileri:
- solaris macerası
yorum yok
hemen yorum eklemeliyim | yorumlar rss | trackback