« toplantı | Anasayfa | vakıfla tanışmaya doğru »
konsey, JACK ve ben
çalışma odasından içeriye adım atar atmaz :
- JACK, 32 43 56 84
jackin yaptığı affedilemezdi, denizi solarise göndermek için yaptığımız bütçe görüşmesinde, konsey üyelerinin hepsine tehdit mektupları göndermiş, böylece hayatımı hiç olmadığı - hatta hiç bir insanın kolay kolay olamayacağı - kadar tehlikeye sokabilmişti. konsey çok güçlüydü, binlerce yıllık bir oluşumdu. binlerce yıldır gizli kalabilmesi bile ne kadar planlı ilerlediğini, ne kadar güçlü olduğunu göstermeye yeterdi aslında. belki bir kiralık katil çetesi için binlerce yıl gizli kalmak çok önemli değildir, ama konsey imparatorluklar kurup kaldırıyordu. bir gecede bir ülkenin yönetimini değiştirip, bir gecede olmayan bir ülke yaratabiliyordu. bu kadar büyük hamlelerde dahi, ne konseyin ne de konsey temsilcilerinin ismi dahi kimsenin aklına gelmiyordu.
konsey büyüktü, korkunçtu, dünyayı ele geçirmişti, ve artık başka dünyaları ele geçirmeye karar vermişti.
ışınlanma cihazı daha prototip haline bile gelmemişken, hatta taslak planları kendi bilgisayarımda çeşitli dosyalarda karman çorman dururken, konsey bana ulaşmıştı. daha kendim bile ışınlanma cihazının nasıl bir şey olacağını bilmezken, kafamın içinde flu bulutlar halinde dolaşırken, konsey çok emindi.
bütün hayatım bir kaç saat içinde değişmişti, konsey elimden herşeyi alıp, bambaşka bir dünyayı önüme serdi. ortağı olduğum, kullanılmış sigara izmaritlerinden ses yalıtım sistemleri üretmekle uğraşan şirket batmak üzereydi. aslında proje geri dönüşüm anlamında dünyaya çok şey kazandıracaktı, fakat kokunun önüne geçemiyorduk. proje resmen fiyaskoydu ve gırtlağımıza kadar borca batmıştık. acilen farklı birşeyler bulup durumdan kurtulmalıydık.
diğer yandan henüz daha çok toy bir gençken içine karıştığım illegal örgüt, hükümet tarafından takibe alınmıştı. ne yazık ki memlekette bazı şeyler bürokrasi yüzünden yavaş ilerliyordu. onlarca yıl önce karıştığım bir gruptu. beş parmaklı mouse kullanımı için gösteriler düzenliyor, iki parmaklı mouse kullanımını engellemeye çalışıyorduk. mouse kullanılmayan günümüzde, naif bir örgüt gibi görülebilir ama zamanında dünyayı değiştirmeye çalışıyorduk. daha sonra mouse kullanımının ortadan kaybolmasıyla zaten parçalanmaya ne kadar meyilli bir örgüt olduğumuz anlaşıldı. kimi arkadaşlar dvorak klavye kullanılmasına dair bir örgüte kaydı, kimileride motorsikletli çete oluşturdu, bazılarıda reklamcı oldu tabii. daha sonra klavye kullanımının yok denecek kadar azalması, üstüne dünyada petrolün bitmesi sonucunda da motorsiklet kullanımının yasaklanması geldi. o günkü arkadaşların sadece bir ikisiyle arada bir konuşuyordum. ama durumları pek parlak değildi.
hükümet bu kadar sene sonra örgütün etkili olabileceğine ve kendisi için bir tehdit olabileceğine karar vermişti, ve o günlerde örgüte katılan herkes hakkında yasal takip başlatıyordu. “mali yükümlülüklerin azaltılması ve yeni tasarruflara dair kanun hükmünde kararname” uyarınca, yasal takip işlemi için memur tahsis edilmesi engellenmişti. buda hakkında yasal takip kararı verilen insanları, saatte bir ne yaptığına dair yazılı ifade vermeye mecbur etmişti. tabii buda karakolların önünde biriken çadırlarda mülteci hayatı yaşamak demekti. çok iyi bir avukatınız yoksa, - ki avukat bulmak artık imkansızdı, avukatlar hakkında inceleme isteniyordu, ve buda yasal takip gerektiriyordu - yasal takip ya hapse girmek yada mülteci hayatı yaşamak demekti. gerçi hükümetin buna çare bulması da çok uzun sürmeyecekti.
ne yapmam gerektiğini bilmiyordum, resmen boşlukta sallanıyordum, günde 14 saat uyuyor, hiç bir şey yapmak istemiyordum. depresyonun son raddesindeydim, her an gözüm telefondaydı, ya yasal takip uyarısı için mesaj gelecekti, ya bankalardan biri kullandığımız kredileri geri almak için şartsız çalışma sözleşmesi gönderecekti, yada borçlandığımız rus-kırım mafyası tahsilat yapmaya karar verecekti.
bir gece uykumda, rus-kırım mafyasından olgayı ve bulgar mültecileri görürken - mültecilerin yasal takip zorunluluğu vardı -, kan ter içinde yataktan fırladım. cevabı bulmuştum, ne yapmam gerektiği bir anda şimşek gibi beynimde çakmıştı. şok geçirmiş gibiydim, kurtuluşum bu kadar basitti, ve ben hala hiç bir çaba göstermemiştim. ellerim titreyerek banyoya doğru koştum, aynanın karşısında yüzümü ellerimin içinde tutarak bir süre kendime baktım. emin olmaya çalışıyordum, doğru mu düşünüyordum. kendimi elbiselerle soğuk duşun altına attım. biraz sakinleştiğimde, hala düşünce aklımdaydı, berraktı, billurdu, yapılabilirdi. ve sakince kendime fısıldadım….
- tek kurtuluşum bu, ışınlanmayı icat etmeliyim.
– 0 –
bütün herşeyi boşverip, ışınlanma cihazıyla uğraşmaya başladım, çıldırmış gibiydim, günlerce uyumadan çalışıyordum, sadece bayıldığım zamanlarda bir kaç saat dinleniyordum. ama sanki bir çeşit radyo yayını yakalamış gibiydim, sanki bir frekanstan beynime rakamlar, denklemler, çizimler gönderiliyordu. hatta kimilerini tam anlamıyordum, sanki bir güç bana yapmam gerekenleri dikte ettiriyordu. odamın duvarları çizimlerle dolmuştu, yerlerde darma dağın kağıtlar üzerinde denklemler duruyordu. bir ay kadar sürdü bu durum, ne olduğunu artık kendim bile tam anlayamıyordum ama çok yaklaştığımdan emindim. sadece tek bir sorun vardı, makineyi çalıştırmak yüzbinlerce dolar demekti.
elimdekiler defterler dolusu karalamalardan ibaret olmasa belki maddi destek bulmaya çalışabilirdim, ama bu kadar karışık planlarla sadece sadaka verirlerdi bana. işte o an aklıma korkunç bir başka düşünce daha geldi. kendi kendime sırıttım, dandik bilimkurgu filmlerindeki kötü adamlara benzemiştim. sigaramdan derin bir nefes çektim, odanın içinde yürümeye başladım. odayı adımlarken JACK doğmaya başladı.
yapay zekalı bir virüs yazacaktım ve bunu banka sistemlerine gönderecektim, JACK hesaplar arası milyonlarca ufak değerli transferler yaparak sistemde farkedilmeden bana para aktarıcaktı. çok ufak değerler, özellikle küsüratlar civarındaki paralar takip edilmiyordu, hiç bir banka bu transferleri takip etmek için çaba göstermezdi, internetten alışveriş, anlık kur dalgalanmaları, hisse alımlarındaki kur çevrimleri, fatura ödemelerindeki banka masrafları… küsüratlık transfer yaratan binlerce kalem vardı. fakat muhasebe sistemleri bunları takip etmiyordu - yada en azından o günlerde ben öyle zannediyordum.
eğer bir şekilde bankalar arası transfer sistemlerine, bankalara yada müşterilere yayılacak bir virüs yazmayı başarabilirsem, bu milyonlarca transfer arasında göze batmadan kendime aktarım yapabilirdim. koşarak bilgisayarın başına geçtim….
– 0 –
bir gece ışınlanma cihazı fikrinin beni çarpmasının üzerinden iki ay kadar geçmişti, JACK henüz emekleme aşamasındaydı, kendini kopyalayabiliyordu, dağınık bir yapısı vardı, öğrenme sürecini parçalara bölüp binlerce bilgisayarda parça parça yorumlayabiliyordu. antivirüslere karşı doğal bir bağışıklığı oluşmuştu, her yeni antivirüs yazılımında kendini daha da geliştiriyordu. yeni bir antivirüs yazılımı JACK i engellemeyi başarırsa, yok olmadan önce antivirüsün kendini nasıl yokettiğini, yöntemlerini başka makinelere aktarıyordu, engellendikçe bir parçası yok oluyor, ama küllerinden yeniden ve çok daha güçlü olarak tekrar tekrar doğuyordu. yavaş yavaş hiç takip edilemeyecek hale geliyordu. bağımsızdı, tanımlanamazdı, yok edilemezdi, bulaşıcıydı ve durmaksızın kendini geliştiriyordu. bu hızda giderse yakın zamanda gerekli parayı toparlayabilecektim.
işin kötü yanı, aylardır ışınlanma cihazı ve JACK haricinde başka birşeyle uğraşmamıştım, kelimenin tam anlamıyla meteliksizdim. borç alabileceğim kimse kalmamıştı, apartmanda hiç tanımadığım komşulardan dahi borç almıştım. müzik kolleksiyonumdan başlayıp, evdeki herşeyi satmaya başlamıştım. tek derdim biraz daha zaman kazanmaktı. zaman, başka hiç bir şeye ihtiyacım yoktu. ışınlanma cihazı çalışacaktı, JACK para bulacaktı, ve ortadan kaybolacaktım.
– 0 –
13 ekimi 14 ekime bağlayan cuma gecesiydi, evdeki işe yarar tüm eşyaları satmıştım, artık para edebilecek hiç bir şey kalmamıştı. 2 gündür hiç bir şey yememiştim, ve korkunç başağrısı çekiyordum. evin her yeri çöplük gibiydi. içeride fareler ve hamam böcekleri cirit atıyordu. köpeğim evde bir yerlerde kaybolmuştu, bulamıyordum - açıkçası doğru düzgün aramamıştım bile - ve muhtemelen bir yerlerde ölmüş olduğundan evin içi felaket kokuyordu. bütün bunlar yetmezmiş gibi klozet taşmıştı. evin içindeki kesif koku artık vucuda bürünmüştü, ve insanı yüzünü tokatlıyordu. JACK in toptan kapatma kodunu yeni tamamlamıştım, ilave fonksiyonu ekledim, tamamen güncellemesi bir kaç saat alacaktı. saatlerdir, hatta günlerdir oturduğum sandalyeden ayağa kalktım, hafifçe sendeledim. en son 3 gün önce uyumuştum, ve hiç ara vermeksizin çalışmıştım, bir ara artık kokuya dayanamadım ve odanın ortasına kustum.
zaten açlıktan ağrıyan mideme kramplar girdi, yeşil ve asitli bir şey çıkartmıştım. artık dayanacak halim kalmamıştı, hıçkırarak ağlamaya başladım. ölüyordum ve yapabileceğim hiç bir şey kalmamıştı. sürünerek yatağa tırmandım. tükenmiştim. umarım öbür dünya diye bir yer vardır diye düşündüm, gülümsedim, uyuya kalmışım. uyandığımda hayatımın tamamen değişeceğini ummuyordum, tek düşünebildiğim dinlenebileceğim huzurlu bir mezara kavuşmaktı, ve tek dilediğim mezarın kokmamasıydı.
13 ekimi 14 ekime bağlayan cuma gecesiydi, ölmeyi bekleyerek uyuya kalmıştım, ama uyandım. yatağın başında üniformalı iki kişi vardı, ağızlarında doktorların taktığına benzer bir maske vardı. koluma bir serum bağlanmıştı. üniformalarını tanıyamadım, ordudan değillerdi, polis değillerdi, belkide paralı askerlerdi. yüzümdeki oksijen maskesini farketmem bir kaç saniye daha aldı. şaşkınca sağa sola baktım, hemşireye benzer bir kadın odada aşağı yukarı yürüyordu, arada bir ne işe yaradıkları hakkında hiç bir fikrim olmayan cihazların göstergelerine bakıyordu. üzerimde sensörler takılıydı, kablolar cihazlara gidiyordu, hastaneye kaldırılmamıştım, oda benim odamdı.. rüya gördüğümü düşündüm, ve tekrar uyumaya çalıştım.
bir süre daha geçti, tekrar uyandım, içeri takım elbiseli, uzun paltolu iki kişi girdi. biri maskeyi eliyle ağzına dayamıştı. maskeyi araladı, hemşireye benzeyen kadına,
- kendine gelebildi mi ?
- durumu düzelmeye başladı
- ne zaman götürebiliriz
- bir saat kadar daha
ikisi birden arkalarını dönüp çıktı. tekrar uyuya kaldım.
Yazı hakkında
Şu anda “konsey, JACK ve ben,” yazısını okuyorsunuz ne.yapiyorum.com'da
- Yayın tarihi:
- Oct 13 2008 / 10:43 am
- Kategorileri:
- solaris macerası
yorum yok
hemen yorum eklemeliyim | yorumlar rss | trackback