« jean amerikanya şalvarıdır ? | Anasayfa | Kiss Kiss Bang Bang »
Solaris’teki Dilbilimci
“ben ne yapabilirim ki, ben sadece dilbilimciyim,” dedim aybars’a. benimle ilgilenmiyormuş gibiydi, ya da bunu söyleyeceğimi biliyordu. gözünü bilgisayarının ekranından ayırmadan “senden başkası yok,” dedi. parmakları klavyenin üzerinde sanki sıkıntıdan masanın üzerinde anlamsız ve hızlı ritmler atar gibi dolaşıyordu. yüzündeki boş ifadede eğer biraz düşünceli bir hava olmasa ışınlama cihazını icat ettiğini hayatta tahmin edemezsin. gazetelere ve televizyonlara bakacak olursan bir dakikası bile boş değil sanırsın, ama neredeyse 45 dakika geç gelmeme rağmen (tam olarak 42 dakika) kimse bana bir şey söylemedi. aybars’ın uzun bir pazar gününü geçiştirmek için kendini oyalar gibi görünmesine bakınca buna şaşırmadım. egzantrik bir dahi… öyle mi acaba? bu umursamaz adam sırf sanal seks yüzünden geç kaldığımı bilse en azından bir serzenişte bulunmaz mıydı? ya da zeki ve karizmatik film kahramanları gibi incelikli ve keskin bir laf sokmaz mıydı? yok… üzerinde bol ve kırışık bir gömlek olan bir adam ne kadar havalı olabilir ki?
“solaris’e beni göndermek epey paraya mal olmaz mı?” diye sordum. “evet,” dedi, “çok para hem de. kahve içer misin?” başımı salladım, yerinden kalktı, bir odaya girdi. etrafa baktım, pahalı teknolojik zımbırtıları saymazsan benim odamdan çok da farklı değil; dağınık… kişisel bir sistemi olamayacak kadar dağınık. elinde iki fincanla geldi, “şeker kalmamış, aldırayım mı?” diye sordu. “yok, şekersiz içiyorum zaten,” diyerek bir yudum içtim; ılık ve acayip bir aroması vardı -aromalı kahveden nefret ederim. sigaramı yaktım, “bu ismail neden bu kadar önemli?” diye sordum. “çok önemli,” diye cevap verdi, “her insan önemlidir falan diye değil, solaris’te birinin kaybolduğu duyulursa işler karışır, hükümet burnunu sokar, bir sürü geri zekalı adam solaris’in yörüngesine yerleşip çektiğin fotoğrafların bile hesabını sorar.” bu cevabın kafamda bir sürü şüphe yaratacağını biliyordu. keşke bunu şimdi anlıyor olmasaydım. “iyi de, solaris’e bir dilbilimcinin gittiği duyulursa herkes orada zeki canlılar bulunduğunu düşünmez mi? o zaman hükümet işine daha çok karışır,” dedim. “sen dilbilimci misin?” diye sordu. “en azından üniversitede dilbilim okudum” dedim. “dandik bir azerbeycan üniversitesinin uzaktan eğitim sistemiyle.” dedi, “ufak tefek kağıt işleriyle senin bir maden mühedisi olduğunu kanıtlayabiliriz.” gülümsedim, sanki bir bok anlamışım gibi hem de. zaten başıma ne geldiyse göründüğümden daha zeki görünmek için geldi. “bu iş için uygun olan bütün adamlarım deşifre oldu, en iyisi dikkat çekmeyecek birini göndermek,” dedi. tabii ki buna aklım yatmadı, ama solaris’e gitmek… ülke dışına bile çıkmamış bir adam için cezbedici bir teklif, değil mi? en fazla ismail’i bulamayıp geri dönerim. kafamı sikeyim…
geri kalan işler ayarlandı, ışınlanma kabinine girdim ve solaris’in yörüngesindeki merkez üse vardım…
Yazı hakkında
Şu anda “Solaris’teki Dilbilimci,” yazısını okuyorsunuz ne.yapiyorum.com'da
- Yayın tarihi:
- Oct 10 2008 / 9:17 pm
- Kategorileri:
- dil meseleleri, solaris macerası, Öyle işte..., ışınlanma
yorum yok
hemen yorum eklemeliyim | yorumlar rss | trackback