« kısa bir ara | Anasayfa | Ne mi yapıyorum? »

Solaris İlk Rüya

İstasyona varınca doğruca Deniz’in yanına gittim. Kapsülün istasyona kenetlendiği yerden Deniz’in kaldığı yere gidene kadar tüm koridor bok kokuyordu. Adımımı attıkça yanan tavan lambaları duvarları aydınlatıyor, insan dışkısıyla her yere 77032 sayısının yazılmış olduğunu görüyordum. Tüm koridora biri dışkısıyla 77032 yazmıştı.

Deniz’in odasına vardığımda kapı kapalıydı. Kapının cam bölümünden içeriye baktım. Odanın tamamı görünmüyordu. Deniz odanın camdan göremediğim kısmına dönük ayakta durmuş kendi kendine konuşuyordu. Geldiğimi anlasın diye kapıyı tekmeledim. Beni farkedince telaşlandı. Odanın göremediğim kısmına giidip gözden kayboldu. İçeriden gürültüler geliyordu. Durmadan bağırıyor birşeyle boğuşuyordu. Bir süre sonra kapıya geldi. Kapıyı açmasını bekliyordum ama bana gitmemi söyleyip camı kararttı. Bir müddet kapıda bekleyip içeride olan biteni anlamaya çalıştım. İçeriden gelen gürültüler kesildi. Kapıyı nasıl kapadıysa açmak mümkün değildi. Ne anakinkimdir kimliği ne de göz taraması sonuç vermişti. Kapıyı açamamıştım. Koridordaki bok kokusu dayanılmaz bir hal almıştı. Oradan ayrılıp kendi kalacağım odaya gittim.

Valizi yatağın üzerine bırakıp uzandım. Deniz neden beni karşılamamıştı? Kapıyı bile açmamıştı üstelik. Canım sıkıldı bu duruma. Hem koridordaki bok kokusu da neyin nesiydi? Yattığım yerden odadaki bilgisayarı gördüm. Kalkıp google’dan 77032 sayısını arattım. Houston Texas zip code. Başka bir şey çıkmadı. Sonra kendi adımı arattım. …çağımızın en ilginç düşünürlerinden biri…1999′un 18 Kasım’ında karısını boğarak öldürdü…. ruhsal dengesinin bozukluğu nedeniyle, işlediği cinayet yüzünden yargılanmayan ahmetg, yine uzun süre akıl hastanesinde gözetim altında kaldı. İçim bulandı. Yatağa geri döndüm. Uzanıp tavana bakmaya başladım. Uykum vardı. Uyursam yine kabus görecektim. Ne göreceğimi en ince ayrıntısına kadar biliyordum. Bile bile uykuya daldım. Natasha bakışlarını gözlerimin içine dikmiş bana bakıyordu. Yüzümü avuçlarının arasına alıp kulağıma eğildi. “Ben öldüm Ahmet artık rahat edebilirsin!” dedi. Sıçrayarak yerimden kalktım. Natasha ölmüştü. Bunu sonunda kabul edebildim. Yüreğim hızla çarpıyordu. Yıllardır inandığımı düşündüğüm şeyi sonunda rüyalarıma da kabul ettirmiştim. Ağzım kurumuş yatağın kenarına oturup su içebileceğim bir şeyler bakındım. Odanın ucundaki koltuktabir kadın vardı. Hemen kalkıp siahıma davrandım. Korkudan bitkin bir vaziyette elimdeki silahı kadına doğrultup “kimsin!” diye bağırdım. “Bana bağırma! Bana bağıramazsın anlıyormusun Ahmet!” dedi kadın. Sesinden ağladığını anladım. “kimsin? adımı nereden biliyorsun?”. Gelip yatağın kenarına oturdu. Kocaman simsiyah yaşlı gözlerini yüzüme dikip; “seni ne kadar özlediğimi biliyor musun? Ama nereden bileceksin? Öyle olsa silah doğrultmazdın bana” deyip boynuma sarıldı. Bana sarılmasına karşı koyamadım. Bir an onu Natasha sandım. Ama o Milena’ydı sonradan her şeyi öğrenecektim.


Yazı hakkında