« ilhan berk ölmüş. yeterince yaşanmıyor… | Anasayfa | son zamanlarda »
canım kardeşim
bu film hakkında yazmakta tereddütlüyüm, ama son zamanlarda -çok önemli olmasalar da- her şeye rağmen yazmaktan başka bir şey gelmiyor elimden.
neden tereddütlüyüm? bu film artık bir klişe haline geldi sayılır. klişeleri üzerinde artık düşünmediğimiz şeyler olarak görüyorum; sanki bir steroid, bir protein hapı, oturduğunuz yerden mükemmel bir vücuda kavuşun cihazları gibi; gerçek anlamda emek sarfetmeden aldığımız zihinsel paketler. dolayısıyla bu film hakkında konuşurken ya da yazarken ciddi ciddi antreman yapmak gerekiyor; kangala asılmış etleri yumruklamak, tavuk kovalamak, karlara bata çıka kütük taşımak, kütüphanenin önündeki alana çıkan merdivenleri koşarak adımlamak… ama yok, ben bunları yapamayacak kadar eksik ve tembel bir adamım ve buna rağmen yazacağım.
ertem eğilmez’in büyük bir yönetmen olduğunu kabul ediyoruz, değil mi? ama ne stanley kubrick’in ne de andrei tarkovski’nin yanına koyuyoruz. bu bir çelişki gibi duruyor olsa da zihnimiz, tasnifine yeni kategoriler ekleyerek aşıyor bu sorunu: büyük yönetmenler var, bir de çok büyük yönetmenler. bense herhangi bir kategoriye ihtiyaç duymadan seviyorum ertem eğilmez’i -ve tabii filmlerini de. kategori hiyerarşilerinde üst sıralara ihtiyaç yok zaten; başkalarına “mutlaka izlemelisin!” etiketiyle tavsiye ettiğim filmlerin arasına girmeyen, ama bir ömür boyu bende kalacak pek çok film var -herkes gibi. sevdiklerimle de en çok bu filmleri paylaşmayı severim -bana çok daha değgin bir şeydir.
canım kardeşim’e gelince… bu filmin bir duygu sömürüsü olduğunu düşünüyordum. sonuçta insanlığımıza güvenip bizi trajedilerin tahakkümüne sokarak kendini var ediyordu. hayır, kendimi bu düşünceye kaptırmıyordum, buna rağmen bu filmi çok seviyordum, ama ne yalan söyleyeyim, zihnimin soğuk bölmelerinde bu durumdan biraz mahcubiyet duyuyordum. şimdi aklıma şu geldi: bir film için duygu sömürüsü ypıyor diyebilmek için o filmin hedefine ulaşamaması gerekiyor, ama canım kardeşim’de böyle bir şey yok, tam hedefini buluyor: kendimi unutuyorum, huzursuz bir hayalet gibi o insanların arasında dolaşıyorum, dokunmak istiyorum onlara, ama ellerim uzanır uzanmaz duman olup boşluğa karışıyor, çaresiz etraflarında, onlarla birlikte dolaşmaya devam ediyorum.
melodramların ve komedilerin esaretindeki türk sineması için önemli sayılabilecek resimleri vardır bu filmin: almanya’ya gitmek için çabalayan işçiler, (o dönemlerde sigara içilebilen) hastane koridorlarında balık istifi gibi tıkışmış hastalar, televizyon anteninin bayrak gibi dikilişini düğündeymişcesine seyreden yoksul gecekondu sakinleri… ve bu resimler çok da uygun bir şekilde, birer fotoğraf karesi gibi geçer gözümüzden -iri iri, boğaza takılan ve süslü cümlelerle değil.
edgar allen poe kendisine hayatta en büyük acının ne olduğunu sormuş ve sevgilinin gencecikken ölümü olarak cevap vermişti. poe’nun cevabını kabul edebiliriz, ama başkalarından da bahsederek devam ederiz. acının kendisi hakkında konuşulabileceğini sanmıyorum, en fazla ona dair konuşabiliriz. yine de sanat eserleri acıyı konuşurlar ve biz bu yüzden severiz onları. hıçkırık dolu dramatik aşk hikayelerinin hatası şudur: acının kendisini anlatmaya çalışmazlar, acıya dair silüetlerle gözümüzü boyamaya çalışırlar -kimilerinde başarırlar bunu. canım kardeşim filmi acıyı anlatır, bayağı bir şekilde acıya dair laf tüketmez: ben buna inanıyorum.
kemal sunal’ın ilk kez beyaz perdede görüldüğü bu film ayrıca tarık akan odağında da önemlidir. bakırköyde dolaşırken keşfedilen yakışıklı, uzun boylu jön yerine; yol, sürü, maden gibi pek çok unutulmaz karaktere hayat veren bir aktörden bahsedebiliriz bu filmle. tarık akan bu filmi çekmek için ertem eğilmez’in başının etini çok yemiş. ertem eğilmez iş yapmaz diyerek ısrarla red etse de en sonunda razı olmuş. film 1973′de, 5.
adana altın koza film şenliğinde en iyi ikinci film, en iyi yönetmen, en iyi görüntü yönetmeni, en iyi müzik ödüllerini kazansa da gişede iş yapmamış ve batmış. tarık akan buna rağmen bir daha melodramlarda oynamayacağını söylemiş ve ertem eğilmez’le bozuşmuş. ertem eğilmez tarık akan’ı boykot etmiş, ama tarık akan tutumuna sahip çıkmış; yavuz özkan’ın yönettiği maden filmine kadar film çekmemiş. maden filminde -yeşilçam geleneklerine aykırı bir şekilde- bir başka starla, cüneyt arkın’la oynamak için başrolü cüneyt arkın’a bırakmış, ama buna rağmen yardımcı roldeki başarısıyla başrolü, tabiri caizse, ezmiş.
cahit oben’in bu filmdeki ana tema müziği -bir diğer ertem eğilmez filmi- hababam sınıfı’ndaki melih kibar bestesi kadar popüler olmasa da hep bilindiktir. nabız gibi atan gitar tınıları salonun karanlık köşesinden geliyormuş gibidir. buna rağmen ertem eğilmez’in müzikleri kullanmada kusurları olduğunu düşünüyorum; bazı sahnelerde tema seçiminde ve doğru yerde, doğru zamanda kullanmada. olsun diyelim, gözüme çok batmıyor.
ve kahraman kıral… o, oynadığı her filmde ölür. ırazca ana’nın yüreğindeki kabuktur…
filmi aşağıdan seyredebilirsiniz.
Yazı hakkında
Şu anda “canım kardeşim,” yazısını okuyorsunuz ne.yapiyorum.com'da
- Yayın tarihi:
- Aug 28 2008 / 11:53 pm
- Kategorileri:
- sinema
yorum yok
hemen yorum eklemeliyim | yorumlar rss | trackback