« The Oxford Murders | Anasayfa | Little Miss Sunshine »
güzel yalanlar, inanırsan…

her şey şu yazma denen noktaya gelince tıkanıyor. eskiden bunun zamanla atlatılabilecek teknik bir konu olduğunu düşünürdüm sanırım ve galiba hâlâ aynı şekilde düşünüyorum ya da bunu umuyorum, çünkü onca başarısızlığa rağmen hâlâ denemekten alıkoyamıyorum kendimi. belki de “bazı şeyler var, hiç anlatılamaz” sözüne hiç inanmadığım için. “anlatamayan sensin, anlatma’ya bok atma” diye düşünürüm. peki, ben neden bu kadar takıntılıyım anlatmaya? anlatılanların zehrini taşıyorum çünkü; bir kitap, bir mısra, bir satır bile yetiyor buna zaten, ben çok bir şey yapmadım bunun için. ve bir düşünceye kapıldım; kurtulamadığım, ama artık eskisi gibi ümitlenmediğim bir arzunun düşüncesine. beni hâlâ anlatmaya iten ve aynı zamanda anlattıklarımın, anlatacaklarımın, anlatabileceklerimin değerini büsbütün yok eden düşüncenin kendisinden çok, beni o düşünceye iten bir arzu. platon’un eros ismiyle yüceleştirdiği idea. bu yüzden her seferinde pişman olsam da anlatmaya devam ediyorum ve beni şifreli anlatımların utancına sokan bu arzudan birgün kurtulmayı umut ediyorum.
başkalarından öğrenmeden ya da ödünç almadan kendi kendime oluşturduğum düşüncelerin büyük çoğunluğu sinemayla ilgili. öyle ahım şahım savlar ya da ilkelerden bahsetmiyorum, çok ufak şeylerden; oyunculukla ilgili bir iki ufak nüanstan ya da derinlik ile ilgili ufacık detaylardan bahsediyorum. zaten ideal bir seyirci, çok kötü bir eleştirmenim; sinemanın teknik ve felsefi boyutlarıyla zihnimin kirlendiğini düşünsem de hâlâ bir filmin akışında kaybolabiliyorum.
bugün film izlerken kafamda cümlemsi bir bulut oluştu: seyrederken hâlâ gülüp ağlayabiliyorsam sinemayı sevdiğime inanabilirim. aracısız, dolaysız bir şekilde sinemayı sevdiğime inanmak bu inanç yoksulluğunda hiç de az bir şey değil. bu keşfin sarhoşluğunda kendimi kaybetmiyorsam, çok daha fazla bir şeye inanmak istediğim içindir, çünkü inanç kendinizden kurtulabileceğiniz bir şey ve benim kendimi içine kilitleyip anahtarını okyanusun derinliklerine atabileceğim bir kasam yok, hiç olmadı. ama dedim ya, ben sinemayı seviyorum, her gün bunu hatırlamak zorunda olsam bile, seviyorum diyebiliyorum. yakında “kendine bunu mu buldun sevecek ?” diyecek olsam bile, seviyorum diyebiliyorum. sinema… ne adi bir yalancı, değil mi?
Yazı hakkında
Şu anda “güzel yalanlar, inanırsan…,” yazısını okuyorsunuz ne.yapiyorum.com'da
- Yayın tarihi:
- Aug 25 2008 / 5:42 pm
- Kategorileri:
- sinema
yorum yok
hemen yorum eklemeliyim | yorumlar rss | trackback