« Across The Universe | Anasayfa | The Oxford Murders »
In To The Wild
christopher mccandles. ya da alexander supertramp, alexander süperberduş…
her günü gerçeğin cinayeti olan aile yaşamını, 20. yüzyıl icadı olan kariyer’i terk edip mutlak özgürlüğü yaşayacağı alaska’ya doğru yola çıkar; bütün birikimi olan 24.000 $’ı bir hayır kurumuna bağışlar, arabasını terk eder, üzerindeki bütün parayı yakar. yolculuğu boyunca bazı insanların hayatının içinden geçer, onlara dokunur. ve en sonunda alaska’ya varır. insansızlığın ortasında bir yerde, tamamen tek başına. tek lüksü “sihirli otobüs”ü -kim bilir kimden kalmış bir sığınak. ancak zamanla özgürlük için bağrına indiği doğa onun hapishanesi olur.
filmi izlerken “dakikalarca böylesi hayallere inanmamızı sağladıkları için filmlere şükretmeliyiz” diye yazmışım. bir de filmde geçen “bazı kişiler aşkı haketmediklerini hissederler. geçmişteki açıkları kapamaya çalışırken büyük bir boşluğa düşerler” sözünü.
ama bu filmdekilerin tamamı hayal değil. evet, bu orospu çocuğu, bu götünü siktiğimin pezevengi, gerçekten de yapmış bunu, yaşamış biri yani, benden senden eksiği yok gerçek yaşamda, çünkü amerikalılar böyle maneviyatsız ibneler, değil mi? dünyanın anasını sikip huzura kaçıyorlar, değil mi? bu adam böyle zavallı, acizbir pislik, değil mi? eddie vadder’ın ilahi sesinin eşliğinde ruhumuz tanrı’nın gölgesine sığınır vahşi doğanın ortasında, değil mi? terk etmektir zaten mesele, değil mi?.. değil mi?! bir babayı, asfalta oturmuş pantolonunun paçalarını sıkarken görsek affederiz, değil mi? bir geyiğin boynuzlarından tutup… değil mi?
ahmet abi, bu adam esrârî mi?
Yazı hakkında
Şu anda “In To The Wild,” yazısını okuyorsunuz ne.yapiyorum.com'da
- Yayın tarihi:
- Aug 24 2008 / 8:48 pm
- Kategorileri:
- sinema
4 yorum var
hemen yorum eklemeliyim | yorumlar rss | trackback