Der Untergang (Downfall)

Öldükten sonra yaşayamaya devam edenlerin tehlikesini biliyoruz: sanatçılar, dinsel figürler ve liderler. Günlük hayatımızda “öteki” hakkında konuşmanın kaçınılmazlığı ve imkânsızlığı bir arada ve ortadayken öldükten sonra bile yaşayanlar hakkında ne denebilir? Olsun, denemekten kaçmayalım…
Bir kutsallık başka bir kutsallıkla çatışır, bunu engelleyebilmenin tek yolu hakikate vakıf olmak -yanına bile yaklaşamadığımız bir ülkü bu. Hümanizm bizi insan yaşamının en kutsal değer olduğuna inandırmaya çalıştı, oysaki her günümüz bu …
güzel yalanlar, inanırsan…

her şey şu yazma denen noktaya gelince tıkanıyor. eskiden bunun zamanla atlatılabilecek teknik bir konu olduğunu düşünürdüm sanırım ve galiba hâlâ aynı şekilde düşünüyorum ya da bunu umuyorum, çünkü onca başarısızlığa rağmen hâlâ denemekten alıkoyamıyorum kendimi. belki de “bazı şeyler var, hiç anlatılamaz” sözüne hiç inanmadığım için. “anlatamayan sensin, anlatma’ya bok atma” diye düşünürüm. peki, ben neden bu kadar takıntılıyım anlatmaya? anlatılanların zehrini taşıyorum çünkü; bir kitap, bir mısra, bir satır bile yetiyor …
In To The Wild
christopher mccandles. ya da alexander supertramp, alexander süperberduş…
her günü gerçeğin cinayeti olan aile yaşamını, 20. yüzyıl icadı olan kariyer’i terk edip mutlak özgürlüğü yaşayacağı alaska’ya doğru yola çıkar; bütün birikimi olan 24.000 $’ı bir hayır kurumuna bağışlar, arabasını terk eder, üzerindeki bütün parayı yakar. yolculuğu boyunca bazı insanların hayatının içinden geçer, onlara dokunur. ve en sonunda alaska’ya varır. insansızlığın ortasında bir yerde, tamamen tek başına. tek lüksü “sihirli …
Das Leben der Anderen (The Lives of Others/Başkalarının Hayatı)

uzun zamandır politik bir drama seyretmediğimi fark ettim, zaten bu türün çok büyük bir takipçisi değilim. çok abartılı olabilir, ama bu türdeki iyi filmler kısa ya da uzun süre yaralıyor insanı -insanın kendisiyle ilgili olarak.
bu dünyanın içne fırlatılmış olabiliriz (ki bence öyle), ama her şeyde -evet- her şeyde bir sorumluluğumuz olduğu gerçeğini değiştirmiyor bu. kelebek teoreminden değil, insanın farketmeden her gün üzerinde taşıdığı tonlarca hava …
mutluluk nedir ki mna koyiimmm…
depresif günler ve ortayaş bunalımlarının sıkça gündemini meşgul ettiği meşhur internet sitemizde, bu konuyu tartışmaya açmak hevesiyle başladığım yazının, ilk cümlesini bitirirken anladığım şudur ki mutluluk diye bir şey yoktur. tamamen kişisel bunalımlarının etkisindeki insanların, yüz kaslarının sırıtma hissiyatını dışarı vurmak üzere gülümsemesi kabilinden yaptıkları gösterişli hareketlerin toplamının mutluluk adıyla betimlenmesi, şahsi kanaatimce “gereksiz işler” olarak tanımlanabilir.
mutlusun, mutluyum, mutlu üçgenininin bilimum akü üreticisi, ve özellikle benzinli otomobil aküsü üreticisi olan firmanın tescilli sloganı olma dışında, altınının doldurulduğu bir sıfat olmadığını …
Little Miss Sunshine
sanırım fried green tometoes (1991) filmi ile amerikanya’da bağımsız, küçük bütçeli filmlerin süksesi artmıştı; ne de olsa sırf amerikanya’da 80 milyon $ civarında gişe yapmıştı. şimdilerde teknoloji sayesinde bu tür filmlere ulaşmak çok büyük problem değil, üstelik sinemalarımızda gösterim şansı dahi bulabiliyorlar, ama eskiden haberimiz bile olmazdı. aslında bu tür filmler de belli bir konvansiyona kavuşuyor gibi; abartılı, farklı, karikatürize karakterler, sonucunda hayata bakışlarının değişeceği bir …
The Oxford Murders
Hakikatin tek sahibi Yahudilerdi, ama Mehmet Ali Ağca hakikati 12 Mayıs 1981′de vurdu, ertesi gün bu cinayeti örtbas etmek için Papa’ya suikast düzenledi. Hakikatin ölmediği, kitleleri imha etmek üzere kullanılacağı düşüncesi ile ABD 20 Mart 2003′te Irak’a saldırdı. Saddam memleketinde bir çukura saklanırken hakikati yutmayı başardı -bunu ancak 112 günde başarabildi, çünkü hakikat büyük lokmaydı, tek bir seferde yutmak zorundaydı. Saddam’ı idam edenler bunun farkına çok geç vardılar, ama iş …
Across The Universe

gözlerinizi kapatıp hayal edin, mümkünse inanın: tarihin hayal kırıklıklarından muzdarip değiliz, bu bahaneyle hayatımızın köklerini çürütmedik, hatta konuşmaya yeşilin tonlarından başladık.
ama ben haksız, vahşi ve yalan bir savaştan dönen askerin karşısında mahçup dururum -orada olmadığım için.
film mi? o bir hikâye. hepsi hikâye…
ışınlanmadan önce dinlenmesi gereken 2008 şarkı - 7
buda ustad nusrat fateh ali khan dan gelsin, aslında tam olarak ondan gelmiyor, michael brook la birlikte yaptıkları night song albümünden geliyor. daha ilerde kendisinden başka örneklerle birlikte bahsedeceğiz. muhtemelen ayrı bir başlık olarak, ciddi müzik yazıları altında, toparlamayı başarabilirsem din ve müzik olarak anlatmak istiyorum. o yüzden şimdilik kim olduğunu boşverip dinleyin eğer hiç dinlemediyseniz daha önce ….
indirmek için tıklayın
Mutsuz olmak için on sebep
1. Ben sebepsiz mutsuz olabiliyorum.
2. Ben sebepsiz mutsuz olabiliyorum.
3. Ben sebepsiz mutsuz olabiliyorum.
4. Ben sebepsiz mutsuz olabiliyorum.
5. Ben sebepsiz mutsuz olabiliyorum.
6. Ben sebepsiz mutsuz olabiliyorum.
7. Ben sebepsiz mutsuz olabiliyorum.
8. Ben sebepsiz mutsuz olabiliyorum.
9. Ben sebepsiz mutsuz olabiliyorum.
10. Ben sebepsiz mutsuz olabiliyorum.
Sıra sizde.